Abdullah İhsan

Reklam
8/10
·88 syf.··
2026 12. kitabı
Timsah, tuhaf bir olayla başlıyor: Bir adam, sergideki bir timsah tarafından yutuluyor. Garip olan şu ki adam ölmez, sesini de kaybetmez. İçeriden konuşmaya devam eder. Asıl tuhaflık da burada başlar zaten. Kurtarmak yerine tartışırlar. Yetkililer devreye girer, fakat mesele bir insanın hayatı olmaktan çıkar, prosedüre dönüşür. Adam içerideyken, dışarıda sistem gayet düzgün çalışır. Herkes hesap kitap peşindedir. Kimisi maddi zararını düşünür, kimisi itibarını, kimisi konumunu. Adama yardım ediliyormuş gibi yapılması bir trajiydi. Ortada gerçek bir kurtarma telaşı yoktur. Toplumun bu durumu bu kadar çabuk kabullenmesine hem şaşırdım, hem de çok kızdım. Hikâye ilerledikçe timsah iyice geri planda kalır. Anlatı, etraftaki insanların tavırlarına, konuşmalarına ve durumu ele alış biçimlerine odaklanır. Kitap tam burada rahatsız edici bir yere evrilir. Çünkü mesele artık kurtarılmak değil, kalmayı kabullenişidir. Metin kısa, dili net. Dostoyevski, absürtlüğü kullanarak sistemi, itaat kültürünü ve insanın nasıl kolayca bir duruma, bir olaya, hatta bir nesneye indirgenebildiğini gösterir. Kitabın teması; sistemin insanı nasıl öğüttüğü, bireyin sorumluluklardan kaçma isteği ve toplumun bu durumu sessizce kabullenişidir. Önemli olan düzenin bozulmamasıdır. İnsan, canlıyken bile görmezden gelinebilir. Ben okurken şunu düşündüm: Bazen insanın kaybolması için ortadan yok olması gerekmez. Görülmemesi yeterdi .Keyifle okudum...
TimsahFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20243,132 okunma
Abdullah İhsan
Müthiş bir toplum eleştirisi. Ayrıca radyo tiyatrosu versiyonunu dinlemenizi tavsiye ederim 😊🙏🏻
10/10
·903 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2025 00:15
Umberto Eco’nun Foucault Sarkacı romanı 1988 yılında yayınlanmış. Yayınlandığı günden itibaren edebiyatın en yoğun, en karmaşık ve bir o kadar da ironik metinlerinden biri sayılıyor. Eco bu romanında, insan zihninin anlam yaratma açlığını, rastlantıları bile “gizli plan” haline getirme eğilimini, tarihsel ezoterik geleneklerin hem cazibesini hem de tehlikesini incelikle işlemiş. Bize sordurduğu en temel sorulardan biri şu: İnsan neden irrasyonel inançlar üretir ve neden bunlara inanır? Romanın anlatıcısı Casaubon (George Eliot’un Middlemarch’ında da bu isimle bir karakter varmış, o kitabı okumadığım için burda bir gönderme varsa da ben anlamadım) doktora tezini Tapınakçılar üzerine hazırlayan, başta tamamen rasyonel ve eleştirel bir bakış açısıyla hareket eden bir karakter. Ezoterik gelenekleri ve komplo teorilerini ciddiye almıyor; onları yalnızca tarihsel malzeme ve entelektüel araştırma nesnesi olarak görüyor. Ancak roman ilerledikçe bu mesafeli rasyonalizmin yerini, anlam arayışının tuzağına düşme riskinin aldığını görüyoruz. Diğer önemli karakter Belbo, çocukluğunu savaş sonrası İtalya’da yaşamış. Faşist yönetimin baskıcı yılları, ardından gelen partizanların hâkimiyeti ve ideolojik çalkantılar onun benliğini, kişilik yapısını derinden etkilemiş. Belbo’nun anıları, romanın ezoterik tartışmalarının yanında bir tarihsel gerçeklik zemini oluşturuyor. Belbo özelinde gizli planlara inanma ihtiyacının sebeplerinden birini görüyoruz. Kaotik, güvensiz ve şiddet dolu bir dünyada büyük bir plan fikri insanlara güven ve bütünlük hissi veriyor. Eco bizi roman boyunca adeta ezoterizm bilgi yağmuruna (yağmur da ne, dolu, sel, tipi... :)) maruz bırakıyor. Tapınakçılar, Cizvitler, Gül-Haççılar, Kabala, hermetizm, okült semboller, simya, astroloji, masonluk… Listenin ucu bucağı
Foucault SarkacıUmberto Eco · Can Yayınları · 20211,947 okunma
Abdullah İhsan
Eco'nun bu kitabını okuduktan sonra aslında Hristiyanlık ve Musevilik'le ilgili ne kadar bilgi eksikliğim olduğunu öğrendim. Şahaneydi ✍🏻