Avrupa düşünce tarihinde tabiat tasavvurunun odağa yerleştiği ilk dönem, Antik Yunan dönemidir. Yunan düşüncesinin temelinde, tabiatın akılla dolu olduğu ve her yanına aklın sindiği ilkesi yatar. Onların tasarımına göre, kâinattaki her türlü hareket bir "ruh"tan (psyche) kaynaklanırken, bu hareketin sürekliliği ve kurallılığı bir "akıl" tarafından sağlanır. Tabiatı, hareket eden cisimlerden oluşan bir bütün değil, kendi kendini yöneten bir "akıllı hayvan" (makrokosmos) olarak görürler. Onlar için tabiatta gördüğümüz kurallılık ve düzenlilik, bu aklın doğrudan bir yansımasıdır. Modern anlayışın aksine, Yunanlılar tabatı ölü bir madde yığını değil, canlı bir organizma olarak görüyorlardı. Bu tasavvurda, tabiat âlemi yalnızca durmadan devinen canlı bir dünya değil, aynı zamanda “düzenli” devinen "akıllı bir hayvan" olarak tasvir edilir. Burada düzen, dışarıdan dayatılan bir yasa değil, tabiata mündemiç bir aklın doğal tezahürüdür.
Yunan tabiat biliminin ilk aşamasını oluşturan İonia filozofları (M.Ö. 7. ve 6. yüzyıl), temel olarak "Doğa nedir?" sorusunu "Şeyler neyden yapılmıştır?" sorusuna indirgemişlerdir. Bu soru, tabiatı tanımlamak için atılan ilk adımdır. Onlar için asıl mesele, tanışık olduğumuz değişen dünyanın ardında yatan ve asla değişmeyen o ilk tözün ne olduğudur. İonialılar için tabiat, bir nesnenin dışında ona dayatılan bir güç değil, nesnenin içinde bulunan ve onun kendine özgü davranışlarının kaynağını oluşturan dahilî bir ilke anlamına geliyordu. Thales, "Şeyler neyden yapılmıştır?" sorusuna "su" cevabını verirken, yalnızca fizikî bir tözü işaret etmiyordu. __Thales’in suyunda, hayatın kaynağı gizliydi. O, dünyayı bir okyanus üzerinde yüzen ve ondan beslenen canlı bir organizma olarak tasarlamıştır. Thales’e göre yer, üzerinde