Sonsuz bir acı veya yok olmaya yüz tutmuş bir hazan yaprağı gibiyim bu gece... Rüzgarda savrulan bir yaprak gibi... Savunmasız, tek başına ve güçsüz... Karanlığın içinde yapayalnızım, Tanrının bütün gerçeklerine lanet etmiş bir kadın belki de... İçimde adını bildiğim ama kendime bile söylemek istemediğim bir yerim acıyor. Sanki söylersem; "bak burası benim yaram" dermiş gibi hissederim. Halbuki o yara, içimde kapanmayacak bir şeye dönüştü. İzi hep var olan, sürekli kendisini hatırlatan kanadıkça içimin acımasına neden olan; "o yara"... Hayatım boyunca, bir şeyler için çabaladım ve insan belli bir süreden sonra savaştığı şeye dönüşmeye başlıyor. Nereden geldiğim, kim olduğumun bir önemi yok aslında... Sadece, anlıyorsun ki, tutunmaya çalıştıkça, ellerin kanamış. Tam bu noktada diyorsun ki; Bazı acıların tarifi yoktur! Bazı vedalar sadece bir gidiş değildir. Bazı şarkılar susmaz ve bazı kitaplar yeniden okunur. Geriye tek bir şey kalır; "Hissettiğin hiçbir şey değişmez." Nereye gidersen git, ne yaparsan yap o seninle, hep içinde... ölene kadar, sonsuza denk! Masa saatim gecenin bir yarısı iki buçuğu gösteriyor, bir daha geri gelmeyecek bir zaman dilimi... İşte zaman şimdi durdu ve ben iki buçuk'ta takılı kaldım... — Özge` Bir şarkı ağlar mı peki? Ağlarmış... Bir şarkı acıyı bağıra bağıra hissettirir mi? Hissettirirmiş... •open.spotify.com/track/7nslkmIT0...youtu.be/tdhVRE-AcrI
Güleyim de boşa gitmesin q Sarının yanına sadece kırmızı yakışır
Gönderi kullanım dışı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
MEVLÂNÂ’DA AKIL-AŞK İLİŞKİSİ Tasavvufî düşüncede şüphesiz en çok tartışılan konulardan biri de akıl ve aşk ilişkisidir. İslam tasavvufunda aklın hakikati tecrübe etmede yetersiz kaldığı her halükarda vurgulanmaktadır. Mevlâna’da aşk her şeyden önce akla karşılık gelen bir yeti görünümündedir. İlahi aşkı en derin anlamda tecrübe eden, bu tecrübenin tecellileri karşısında aşk sarhoşluğuyla kendinden geçen Mevlânâ öteleri kavramanın ve bu alanda birtakım feyizler alabilmenin tek yolunun aşk olduğunu savunur. Onun, akıl-aşk ilişkisinde tercihini aşktan yana yaptığını görmekteyiz. O duygu ile iradeyi ön planda tutar, aşk ile fikrin, iman ile aklın terkibini savunur. Ancak buna bakılarak Mevlâna’nın aşk adına aklı inkâr eden bir sûfi olduğunu söylemek yanlış olur. Mevlâna bu noktada akıl ile aşk terkibini, bu ikisinin kucaklaşmasını önermektedir. Mevlânâ gerçek âlemde Allah’a ulaşmak için çok farklı bir yol olduğunu söylese de öncelikle aşka, ardından da bilgiye ve hakiki akla vurgu yapar. Allah’ın insanoğluna en büyük lütfu şüphesiz akıldır, fakat akla anlayışı, hoş geçimi, hoşgörüyü, sabrı, hilmi, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de, insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. Akıl pervane, sevgili de mum gibidir. O, hiçbir akla sığmaz, hiçbir akılla anlaşılmaz. Akıl yüzlerce mühim işe dağılmış binlerce isteğe, mala mülke bölünmüş! Bu cüzleri aşkla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dımışk gibi hoş bir hale gelesin. Q Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli aşkla bulabilirsin ancak. Allah senin şu aklından
Ev însane qû ser xeberê xwe nasekînîn hîlete mîn jî wan dîçe .We bixwe gotîye ve saatê amade bê,eze xwe kârkım niv saati hevîya we menîm û nabeje kusure ne meyzêne jî 😒
Kurdî
Moralimizi kimse bozamaz artık, çünkü kırılacak yerlerimiz kırıldı. Geriye, acısına gülmeyi öğrenmiş bir kalp kaldı. 🫴🏽open.spotify.com/track/5YTVsFAlp...
İnsan ve Duygular
Hangi Rüzgâr Attı Seni...
Müzik

KerZeY35

@kerzey35
·
Sen düşünür ve: "Burada, bunların arasında ne işim var?" diye kendi kendine sorardın. Talebenin mâzereti bizzat kendisinde. Rozitanın hayatı işte bu. Rus için ise ideal hayat bu, Evdoksi, mālûm... Sen düşünür: "Ya ben?" diye sorar, "beni buraya hangi rüzgâr attı, beni burada tutan ne?" diye sorardın.
Sayfa 80·Kitabı okudu