Derler ki bazı muzafferler, ancak rakipleri kaplanlar ve kartallar gibi vahşi olursa kazandıkları zaferin tadını tam olarak çıkarabilirler. Rakipleri koyun veya tavuklar gibi ehlileştirilmiş çıkarsa kazandıkları zaferi de anlamsız görürler.
Moda alanında (moda kendinden geçmiş ve cinsellik ötesi bir konuma ulaşmıştır) nasıl bir hazır giyim (prét-q.-porter) çağına girilmişse, siyasi bakımdan sözcüğün gerçek anlamında cinsiyetten yoksun, kendinden geçmiş ve cinsel bir organa sahip olmayan bu sosyalizmle birlikte, siyasette de aynı şekilde bir hazır inanç (prét.-q-croire) çağına girilmiştir.
Gün olur, içinde yaşadığımız bu kalabalık yalnızlığı da bir rüyada görür müyüm, çok merak ediyorum. Gerçi çocukluk gibi rüyaların rüyası görülmüyorsa, böylesi kâbusların da kâbusu görülmez diye düşünüyorum. Zaten anasını satayım, ben artık hep hep hep düşünüyorum. Ötesi yok, düşünce bazında yaşıyorum. Gerçeklik dediğim, Q'dan Ç'ye uzanan yüz tuşlu bir klavyeye dönüştü. Eskiden hayatımın bir parçası olan çoğu şey ruhumu terk etti.
"Q harfinde ısrar edenlerden en önde gelen kişi Kazım Paşa'ydı. Kazım Paşa, "Ben adımı nasıl yazacağım?" diye karsı çıkıyor ve 'q' da ısrar ediyor, 'q' lazım diyordu. Falih Rıfkı, "Biz Türkçe kelimelerde k'nin ince seslilerle daima ke', kaIın seslilerle ka' okunduğunu düşünerek, 'q'yu alfabeye almamıştık" diyor. Kazım Paşa'nın ısrarına Atatürk'de müdahale ederek "Bir harften ne çıkar? Kabul edelim" diyordu. Falih Rıfkı, böylece 'q' tehlikesini atlattık demektedir.."