Göğsümde bir yerlere
yorgan iğnesi saplandı sanki. Hani, vicdan neresidir diye sorsalar, açıp acıyan yerimi gösterebileceğim kadar kudretli duydum acısını o kızgın iğnenin.
Sorular sorup durdular, çocuk
dediğin sorar da sorar. Nasıl merak, nasıl doymak bilmeyen iştah. Her şeyi ilk defa görüyor, daha yeni öğreniyor olmanın
verdiği telaş, vakit öğrenmeye yetişmeyecekmiş gibi.
Çırılçıplak soyup karlı dağların içinden akan derdere attılar sanki beni, gözlerimin
önünde dünya bir gitti geldi sanki. Göğsüm soluğuma,etim canıma dar geldi sandım. Geri geri çıkıp mutfaktaki sandalyeye çöktüm. Ağlayacağım ağlayamıyorum, gırtlağıma
beton döktüler sanki, yutkunacağım yutkunamıyorum.
Etim yanıyarmuş gibi bir yanma sardı içimi.
Teyzem ve eniştem ikinci günün sonunda çocuklarını alıp evlerine gittiler. Bir haber gelirse kalkar geliriz diye pılı pırtıyı toplayıp kaçtılar. Yalnız kaldım. Neyse ki yalnızlık en az bir çocuğu sarsabilir. Uğraşacak bir şeyler aradım. Ne olursa olsun, çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay devam edebiliyor.
Çünkü, okuldan kurtulmak bir yana, Biga'ya gitmek güzeldir. Orada annem birinin çocuğu olduğunu o kadar hatırlar ve hisseder
ki, benim onun çocuğu olduğuma hiç takılmaz, beni azarlamaz, hiçbir şeyime karışmaz.