Telefon çalıyor! Aşkım... Merhaaaba! Merhabaaa! Makine kahvesi mi içiyorsun? Ne yedin? Peki, seni bekleyeceğim, ben de öyle, bay bay. Mucuk. Mucuk. Tamam, aradı işte. Hangi ses tonuyla konuşmak gerekiyorsa o ses tonuyla konuştum. Her zamanki soruları sordum: Ne yedin? Biz kadınlar neden kocalarımıza ne yediklerini soruyoruz? Ne yediklerini sorarak nereye varmaya çalışıyoruz, biriyle yatıp yatmadıklarını mı öğrenme peşindeyiz? Bizimle mutsuz olup olmadıklarını mı? Dondurma almaya gidiyorum diye çıktıklarında bir daha eve dönüp dönmeyeceklerini mi?
Birbirlerinden nefret ettikleri halde hiç düşünmeden sürekli "aşkım" sözcüğünü kullanan çiftler vardır ya hani, onlardan biriyiz işte biz de; seni bir daha asla görmek istemiyorum aşkım.
Belki onu yeniden sevmeyi de denerim.
Büsbütün bana ait oluşunun şiddetiyle.
Zararsız hiçliğin içinde yeniden yaratarak ve
kanayan bir yaraya elimi bastırır gibi.
Bunları mı konuştuk ilk anda? En önemsiz, en dişe dokunmaz ayrıntıları saklayan zihnime ne oldu? Zamanı yakalamaya çalışırken ölü yaprakları eşeliyorum ve hatırlamaktan yoruluyorum. Zaman lastik gibi esniyor zorladığımda, eğilip bükülüyor ve hüzün veriyor.