Kilyos, İstanbul'un kimsesiz ölüleri için son duraktı. Orada dahi kimsesiz olduklarını hissettirirlerdi. Onlar ile kimi kimsesi olanları kalın bir çizgi ayırır ayını mezarlıkta. Ölünce bile kalkmaz aradaki farklar.
Canı sıkıldı.
Bir kadeh içki aldı. Müziği açtı, berjerine oturdu. Birkaç yudumdan sonra ayrılıklar üzerine düşünmeye başladı.
Hangi kırılma noktaları, birbirinden başkasını görmeyen gözleri kapatıyordu?
İnsan, sevgi ve nefret arasındaki devasa mesafeyi ışık hızıyla kat edecek gücü nasıl buluyordu?
Tenine, sevdiğinin teninden bir başka teni değdirmeme yemini, nasıl hükümsüz kılınıyordu?