Seriyi okurken ciddi anlamda yazarın hayal gücüne, kalemine hayranlık besleyerek aralar verdiğim ve düşündüğüm anlar oldu.
Elemental'i, bambaşka bir diyarda var olan bambaşka bir düzeni, bu düzenin içindeki yozlaşmışlığı; hepsi hikayelerle dolup taşan ciddi anlamda karakter sahibi karakterleri, Sina'yı, Ayzer'i, Daren'ı, Arın'ı, Nova'yı...
Özellikle de Nova'yı o kadar kendime yakın hissettim ki. Sonsuzluk görüntüsünden korkmasından tutun, oburluğuna, arkadaşlığa verdiği sonsuz değere, her yere geç kalmasına ve bir şekilde her şeye geç kalmış gibi hissetmesine, sorunlarını mizah ürünü hâline getirerek hasır altı etmesine, yönetilmekten hoşlanmamasına, inatçılığına, ne kendinin ne de başka birisinin dışlanmasına göz yumamayışına, adalet anlayışına, mavi rengine olan hayranlığına (balık burcu olmasına) ve sayamadığım birçok özelliğine kadar kendimi okuyormuşum gibi hissettiren bir karakter oldu ki.
Başından beri herkes onu bir şeyleri mahvettiği için suçlarken onunla birlikte o kadar anlaşılmadığını, ona haksızlık ettiklerini hissettim ki. Evet, belki Nova en çok hata yapan kişiydi ama hiçbiri en çok çabalayan o olduğu için en çok hatayı yapanın da o olduğunu fark etmedi. Herkesin başından beri sahip olduğu her şeyi kelimenin tam anlamıyla yalnız başına elde etmek zorundaydı. Başta kendini diyara kabul ettirmek zorundaydı, izini almak zorundaydı, var olmayan bir krallığın varisi olarak kendini kanıtlamak zorundaydı, naguelini kazanmak zorundaydı, Lordunu geri getirmek zorundaydı, krallığını ve halkını geri getirmek zorundaydı, ikiz alev bağıyla ne yapması gerektiğini çözmek zorundaydı, bunu yaparken diğerlerinin güvenini kırmamak için didinmek zorundaydı... Daha sayamadığım bunca şeye onlar hariç diğer herkes başından beri sahipti. Arın ve Daren.
Bu iki karaktere de