Rümeysa Deniz

Rümeysa Deniz
21 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
10/10
·264 syf.·
2021 34. kitabı
Bu kitabı okurken Erdal Erzincan, İsmail Özden ve Tolga Sağ'ın seslendirdiği 'Ağlamasam mı' adlı parçayı dinliyordum (sadece bir kere o da başta)(tahmin ettiğim bir anlatımın olabileceğinden açtım ileride. Türküyü dinlememin kitabın konusundan kaynaklandığını belirtiyorum).Fakat bu türküyü dinlememdeki en büyük emelin okuduğum bu kitaptaki vatanın ne gibi bir aksedişle beynimde yankılandığı konusuydu (lakin ilk bölümlerde).Kitabı okudukça etkileniyor böylesine bir cennet vatanın böylesine akıl almaz bir tarifle beni bu vatana daha fazla bağlamasını sağlıyordu ya da tam olarak öyleydi.Ama sanki bir anda bir sonraki bir sonraki kapı derken, çevirdikçe keyif aldığım bu sayfalar bir anda kafamdan bir masanın boyu kadar yükseklikte beliren (ama toplantı masası) kara bulutların şimşek çakıp, salyasını dökmesiyle son buldu diyelim.Bu vatan bir anda dört duvarla oluşmuş bir hana (beş-altı duvarlılar da var) sadece bir tane koskocoman ampulü olan ortama dönüşüverdi(tezlik fiili-kurallı birleşik).İşte aynen böyle sonra düzeltilemeyeceğini düşündüğüm bu ortamı bir anlık duraksama anından sonra ışıkların yavaş yavaş açıldığı gerilim filmini andırdı ardından birkaç büyük ekran ve karşımda haykıran bir dev (nasıl büyük anlatamam!) sanki saatler kovaladıkça gelişiyor gibiydi bir embriyo misali(saat sürmese de)sonunda aşırı büyüdü ve sonunda bu ortama sığamayıp tavanı delmeye başladı o kadar ilerledi ki tavanı delip ve de vatanımızdan yukarılara daha yukarılara ulaşıp her yerin etrafına tel örgü çekmeye başladı(bunu teleskoplarla gördük) ve bizler de o yarıktan çıkmaya çalışsak da hiçbir dayanak olmadığı için çalışmamız zor oldu ama birkaç kişi yanlarındaki telefonlarla çağırttıkları ufolarla yükseldi çıktı ben de dahil.Lakin her dakika vatanımızı saran bu dev yaratıkla uğraşamayıp
Vatan Yahut İnternetMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20141,547 okunma
Reklam
10/10
·702 syf.·
2021 18. kitabı
Belki de Napolyon ya da Likurg gibi başkaldırı gösterenler toplumda çoğunlutadır.Veya herkes onlar gibidir,ama nedense bunu ispat edemezler yahut bunu fark etmek zordur o yüzden ''gibi'' edatını kullanmışımdır belki de.Bunu ben de bilemem çünkü bu da bir olasılıktır.Lakin olaslıktan çıkması için bir cinayet söz konusu mudur? Değil midir ? Onu kafasında kurgulayan onu da göz alarak kurgulamıştır zaten.Ama bazen bunları anlamak için birazıcık dinlemek ,sessiz kalmak gerekir bunları acaba bilmeyerek, farkında olmayarak mı yoksa bir amaç doğrultusunda mı yapmıştır anlamak gerekir-şimdi bilmemenin de bir amaç olduğunu düşünürsek,farkında olmamak da amaca girer hal böyle olunca kelime bulamam açıkçası:)-.Fakat nedense cinayet,katillik,hırsızlık vb. birtakım kötü olduğunu göz önüne aldığı ve bu göze alma durumuna dayanarak yargıladığı, bir an hiç düşünmeden içeri tıkmaya,idam etmeye, umarsızca kırıp dağıtmaya alışan bazı insanlar var ki bunu değiştirmek bence çok zordur.Görünüşe herkesin bir ad takarak onu dillendirmesiyle o şekilde sorgulayanlar...saymakla bitmez bence! Bu yakınma aslında ne kadar önem taşır bilmiyordum sürekli olarak başka sorunlara dalmıştım ve dikkat etmiştim yalnız bu romanı okuyunca içimde bir ürperme hissettim kahraman öyle bir amaç için bu cinayeti işleyebileceği düşüncesi aslında beni cezbetti.Gerçekten de nasıl olurda bu gibi bir toplulukta herkesten farklı olarak boyun eğmemeye,herkese eşit davranmak değil de eşit görmek eylemini, fazlaca kişinin oluşturmuş olduğu kalıp yargılardan uzaklaşmayı,onlara göre yaptıkları yahut uyguladıkları davranış ve biçimleri ters düştüğünü Raskolnikov gibilerinin az olması nedeniyle ortamdan dışlanmasını öylesine anlatmıştı ki düşünceleri insanı burkması,ne halde olduğunu ya da o dönemin o şekilde devam
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · İş Bankası Kültür Yayınları · 2006194,1bin okunma
10/10
·80 syf.·
2021 16. kitabı
Bu kitap bana Kürk Mantolu Madonnayı hatırlattı.Ama ondan farklı olarak resmi aşkta arayan birini buldum halbuki Madonnada aşkını resimde arayan biri söz konusuydu. Nedir bu resim ile aşk ilişkisi?Belki de insanlar resime baktıklarında herhangi bir objektiflik söz konusu olmadığı için nasıl görmek istiyorlarsa ona göre yorumluyorlar-Hatta bu cümleyi okurken bana içinizden 'zaten öyle yahu!'diyebilirsiniz.Lakin bunu sesli değil de içinizden söylemeniz sizin bu cümleyi duyarak onaylamanızla,onu açığa vurmuş olduğunuz birşeydir,fakat bunu sesli dile getirip söylemeyi ardından onaylamayı yeğleyin bence ancak böyle kalıcı hale gelir tabi yazmayı da tercih etmelisiniz herhalde- Ne de olsa bilirsiniz bazı resimleri size gösterip burada ne görüyorsun? diyenler olmuştur tabi ilk bakışta ne olduğunu anlayamayacağınız resimlerdir bunlar...Bir çeşit karalama tekniğiyle istenilen şey anlatılmaya çalışılır.Ama çalışılır!Aslında neye itafen yapıldığı onu yapana ait bir görme isteğidir. Neyi görmek istiyorsa onu göz önüne alarak açıklar.Ben Cemileyi okurken gözlerimin dolduğunu hissediyorken belki de orada benim mutluluk arzunumu hiddetlendirecek tümceler barınıyordu.Ama ben orada yazılan her sözcüğe bakmak istediğim, anlamak istediğim gibi algıladım ve bu algılama sonrasında gözlerim doldu sanki.Ve yine olaya hatta betimlenen görüntüye bakışım göz önünde. Ah...Cemile Ah! diyor gibi bakıyordum sanki.Yine de okuyorum diyelim:)Satırların verdiği rahatlama hissi veyahut İlkbaharın loşluğu ortasında sendeleyerek yürürken bir yere yolumun düşüp oraya konaklayıp rüzgarın amansız inlemesine...kulağımdaki nemini her hissedişimdeki ıslaklıkla içiçe girmiş huzur verici bir dinlenme sefasında bulmuş gibiydim kendimi.Artarda gelen o acı verici bakışlarla beslenen Danyar ile Cemile aşkı
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,5bin okunma
10/10
·724 syf.·
2021 13. kitabı
Bazı kitaplar zannettiğimden uzun ya da sıkıcı gelebilir ama bunu görünüşüne ve yorumlarına göre değiştirir, düzenler ve aklımda yenilerim ama ben bazen bir kitaba çoğu insanın olumsuz yorumlar yağdırması ya da biraz ileride oku demesiyle okumak istemiyorum çünkü belki de onu anlayabilecek güce sahip olduğunu önce kendinde aramayı bilmen gerektiğine inanıyorum ve gönül vererek okuyorum onun bana kattıklarına değil de benim ona kattıklarımla cümleleri yorumlayarak burada bana ne demek istiyor diyerek okuyorum.Hatta bazen o an yorumlayamıyorum anlayamıyorum lakin gün boyunca belki de haftalarca onları anlama zorluğu çekiyorum işte o zaman diyorum ki 'gerçekten de dili ağırmış,dili yoğunmuş'diye.Bir kitabı ön yargılardan uzak bir şekilde okuyup,özetlemek gerekir bunu yapmak için de beynimin veya aklımın yönlendirmesiyle değil kalbimin yönlendirmesiyle yetiniyorum. (bu incelemeyi okuyan insanlar belki de arka yazıları ya da kapağın size baktığı sizin ona bakarken hissttirdikleriyle okumaya karar veriyorsanız bu biraz gülünç olur demeden geçemem:)Zaten insan gönül vererek,isteyerek okumadığı kitaptan ne anlayabilir! Kahramanları mı, olay örgüsünü mü yoksa, yoksa ana fikrini mi! Hangisini ? Tutunamayanlar da insanların sizde yarattığı basmakalıp düşüncelerle okunulacak bir kitap değil diye düşünüyorum. Tutunamayanları Hayata tutunamamış bir çift veya tek olan insanların hayata duyduğu nefret,bağlılık ya da korku yakarışıdır. Söylenmemiş sözler...Sitem edilmemiş hareketler... ya da,ya da sanki bir haykırış,evrenselliğiyle dünyaya hüküm sürmekle görevlendirilmiş bir bozbaşlı porsuğun,porsukluktan çıkıp yönetimi,kanunları ele alması gibi...Ne acayip tasvirler,ne acayip örneklemeler değil mi? İşte bende bunu hissettirdi sonra da Bergen'in,Oğuz Atay'ın geçmişteki o toplumda
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma