Medine`deydi.
Hz. Ömer, birgün Onu hasır üstünde uzanmış gördü. Vücudunda sert hasırın izleri görülüyordu. Dayanamayıp ağladı.
- Ey Allah'ın Resûlü, dedi. Hükümdarlar, padişahlar kuş tüyü yataklarda yatarken...
Sözlerini tamamlamasına gözyaşları izin vermedi. Efendimiz (s.a.v) , ne demek istediğini anlamıştı.
- Ömer, dedi. Dünya nimetleri onların , ahireti saadeti de bizim olsa memnun olmaz mısın?
Hz . Ömer, susarak dediğini doğruladı.
Evet , dönemin hükümdarları, padişahları ve kralları görkemli saraylarda lüks ve tantana içinde yaşıyordu. Ama O , ne padişah, ne de bir kraldı. Allah'ın insanlığa gönderdiği son peygamberdi. " Allah'a kul olmayı" her şeyden üstün gören peygamber.
Evinin mutfağında sıcak bir yemeğe bazen günlerce hasret kalırdı. İnananlar sıkıntı cekerken O , yaşama imkânı varken bile kendini dünya lezzetlerinden uzak tutmaya çalışırdı. Aç kalma pahasına yemiyor yediriyor, içmiyor içiriyordu. İnananların derdiyle dertlenmeyeni hakiki iman etmiş saymıyordu.