Bitirdiğin kitapları tamamlanmış bir iş gibi üst üste yığıyorsun. Gözüne takıldıklarında onları parmağınla sayıyorsun. Hayatında hiçbir şey değişmiyor. Bu kesin bilgiyi günde sadece iki ana indirmek için, duvar saatinin sırtından pilini söküyorsun. Artık saate baktığında hep aynı iki ayrı anda hiçbir şeyin olmadığını görüyorsun.
Acımanın, sende hep karşılık bulan bir tarafı olduğunu kendine bilmem kaçıncı kez itiraf ediyorsun. Çünkü acınmakta her ne yapılmış olursa olunsun yine de olan biteni bir anda silip atacak ilahi bir mağduriyet halinin olduğunu düşünüyorsun.
"Erol Amca yok mu ya? Acayip hediye getirdim ona. Bak, kaktüs," dedi Necip. Kaktüsü camekân galerinin üzerine koyunca kaktüs Necip'in sesini daha hızlı ve daha ince bir biçimde tekrar ederek kalçasını sağa sola oynattı. Mirza rahatsız edici bir sessizliğin ardından işinden kafasını kaldırıp Necip'in gözlerinin içine baktı.
"Babam öldü Necip."
Yüzü bir anda düşen Necip, "Babam öldü!" diyerek dans eden kaktüsü boynundan yakaladığı, gibi sesini bastırmaya çalıştı.
"Nasıl ölür ya Erol Amca!?" diye bağırdı bir metre ilerisinde duran Mirza'ya. Bir yandan kaktüsün açma kapama tuşunu el yordamıyla bulmaya çalışıyor, bir yandan gittikçe tizleşen sesini bastırmaya çalışarak, "Hay Allah ya! Haaayy Allah!" diye rabarba yapıyordu.
"Cenazesine gelsen görürdün Necip," dedi Mirza zıvanadan çıkmış göbek atmakta olan kaktüse ve sonra Necip'e bakarak. Açma kapama tuşu falan yoktu orospu çocuğu kaktüsün. "Cenazesine gelseydin!" diye diye kıvırtıyordu Necip'in avuçlarının içerisinde.
"Metrolarda dergi, kafelerde öykü, odanda roman okuyorsun. Her gün çantana hep aynı şeyleri koyuyor, akşam odana girdiğinde hep aynı şeyleri çıkarıyor, sabah tekrar koyuyorsun. Bir ulaşım kartı, bir öğrenci kartı, bir anahtar, bir kurşun kalem, bir mürekkepli kalem, bir dergi, bir öykü, bir numaralı gözlük ve cebinde kalan son para..."
Seninle ilgili olan biten ne varsa konuşuyorlar. Senden duydukları yetmediğinde muhakkak dedikoduya başvurup bir şekilde seni oradan mağdur ve acınmışlıkla çıkarmanın bütün yollarını arıyorlar. Sonunda hepsi bir yerde yoruluyor. Sana acımak için duruluyorlar. Sana acırken dinleniyorlar! Sana acımak onları kendine getiriyor.