İki gündür okuken sanki bütün zamanı tiyatroda geçirmiş gibi hissetim.Üstelik Oğuz Atay`ın yazıp yönettiği bir tiyatro! Tiyatro içinde tiyatro oynayan bir tiyatro.Çok az seyircisi olan bir tiyatroda sanki oynu bir tek ben anladım duygusu.Gülünmesi gereken yerde bir ben güldüm ,ağlaması gereken yerde ben ağladım gibi.Az seyircisi olan tiyatronun mesajını bir ben aldım hissi.Karakterler yıllardır sahnelerde gördüğümüz,tanıdığımız usta oyuncular sanki ve oyun bıkmadan izleyebilceğimiz bir tada sahip.Çoşkun abimizin biraz komik daha çok trajik ,totalde trajikomik hayatı.
Ve son Oğuz Atay`ın kendine has tipik hüzünlü sonları Tutunamayanlar`ın Selim`i Tehlikeli Oyunlar`ın Hikmeti , Korkuyu Beklerken`in kahramanları ve Oyunlarla Yaşayanlar`ın Çoşkun`u hepsi aynı hayat yapbozunun birer parçası.Hepsi kitaplardan aynı trajik sonla çıkıp hayatıma giren birer kahraman.
Bir hüzün
Oğuz Atay`ın bir kitabını bitirmenin bir hüznü.
Ah üstadım !Ne olurdu sanki daha çok kitabın olsaydı.

Papatya Rayihasi, Fedailerin Kalesi Alamut'u inceledi.
 14 May 16:14 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

" Sence halkın ezici çoğunluğu hakikatin ne olduğuna aldırıyor mu? Umurlarında bile değil! Sadece rahat bırakılmak ve hayal güçlerini besleyecek masallarla kandırılmak istiyorlar. Peki ya adalet? Şahsi ihtiyaçları karşılandığı müddetçe onlar için bu kavramın da zerre kadar ehemmiyeti yok."
.
‼️Kamu Spotu: Fazlaca yanlış yönde kullanılmış zeka içeriyor.

Selamunaleykum.
Hasan Sabbah'ın, Alamut Kalesinin, fedailerin ve Cennet bahçelerinin hikayesi.
Hasan Sabbah, Nizamülmülk ve Ömer Hayyam'ın eski bir arkadaşı. Ama bu üçlü zamanla birbirinden uzaklaşıyor ve Nizamülmülk ile Hasan Sabbah ezeli iki düşman oluyor. Nizamülmülk Selçuklu veziri, Hasan Sabbah ise ele geçirdiği Alamut'ta bazı planlar peşinde. Bundan sonra okuyacağınız her şey bir zekanın eseri. Alamut 11. yüzyıl İran topraklarında Kartal yuvası anlamına gelen yüksek ve ele geçirilmesi oldukça zor bir kale. Hasan Sabbah'ın oluşturduğu bir düzen var Alamut'ta. Bir tarafta çok zor eğitimlerden geçip ölmek için yetiştirilen fedailer diğer tarafta Sabbah'ın yarattığı (!) cennet. Tek kişinin bildiği trajikomik şey ise iki grubunda birbirinden habersizce Alamut'ta yaşamaları . Peki bu nasıl mümkün olabiliyor? İnsanlar nasıl ölüme bu denli istekle koşuyor? Haşhaşiler, Selçuklu'nun yıkılışı, Nizamülmülk, İsmaili tarikatı ... İçeriği hakkında bol bol konuşabileceğim bir kitap olsa da daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum. Okuyun, gelin beraber konuşalım, Dm kutum her zaman kitap muhabbetlerine açık . Kitap ne kadar tarihi olgulardan oluşsa da kurmaca olaylar da fazlaca var. Kitap hakkında çok farklı görüşler de var . Hatta bir dönem okunması yasaklanmış . Mesela bu kitabın sadece Hasan Sabbah'ın adını kirletmek için yazılmış olduğu gibi. İçinde yazan her şeye kesinlikle katılıyorum , yaşanmış ve doğru demiyorum. Ama insanların dini duygularının nasıl kullanılabileceği o kadar güzel, akıcı ve sürükleyici işlenmiş ki kendimi tavsiye etmekten de alıkoyamıyorum. Bol kitaplı günler!
Selametle

Nesrin Ay, Düğün Evi'yi inceledi.
 10 May 16:18 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

NECİB MAHFUZ VE KİTAP YASAKLAMA HAKKINDA

1000k'dan önce yazarın hayatını öğrenme, düşünceleri ışığında eserleri ile buluşma gibi bir hedefim olmamıştı hiç. Şimdi ise kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm olgu. Necib Mahfuz 1988 Nobel ödüllü, Mısır orijinli ve zamanında kitapları yasaklanmış, hakkında 'fetva' verilmiş bir yazar. Aziz Nesin'in Salman Rushdie'ye ait Şeytan Ayetleri kitabını çevirmesine ilişkin tartışmalar sonrası radyoda kendini savunduğu sırada 93 yılında çevirmek istediğini söylediği kitap da Mahfuz'un Cebelavi Sokağı'nın Çocukları Hatta Mahfuz için Cebelavi Çocukları olmasaydı Şeytan Ayetleri yazılamazdı denmiş ve yazar 1994 yılında kılpayı ölümden dönmüş. ( Şeytan Ayetleri'nin Türkçesi basıldı mı bilemiyorum.)

Türkiye’de de kitapları toplatmak, yasaklamak ya da yazarlarını yargılamak, hedef göstermek sıradan olaylar. Tüm yasaklanan kitaplar diye bir liste yapılsaydı karşımıza sadece kitap isimlerinden oluşsa bile muhtemelen bir kaç cilti bulacak bir seri çıkardı. Çünkü sadece Türkiye'de bugüne kadar olanlar 23000'i geçmiş durumdaymış.

Genel olarak bazı sebepler ön plana çıkıyor yasaklama mevzusunda. Halkı suça teşvik etmesi, halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmesi, müstehcen olması, komünizm/siyonizm/..izm propagandası yapması, dine saldırı/dini değerleri aşağılaması en popüler nedenler. Mesela Bülbülü Öldürmek 'ırkçılık' içerdiği için, Alice Harikalar Diyarında 'hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı' gibi trajikomik sebeplerle çeşitli ülkelerde yasaklanmış.

Şimdi asıl soru bazı kitaplar yasaklanmalı mı ya da her kitap illa basılmalı mıdır? Bazı kısımları çıkartılması uygun mudur? Şu aralar Ankara grubunda Şibumi okunduğu için örnek ondan verilebilir, çıplak elle adam öldürme vs. (Gerçi Tuco Herrera sansürsüz ilk basımına sahipmiş :)) durması gereken kısımlar mıdır? Manevi değerleri aşağılamada bir sınır var mıdır yoksa sınırsız bir özgürlük içinde yazanlara hoşgörü mü duymamız gerekir? Şartlı, amalı cevaplarım, kırmızı çizgilerim var benim de bir çoğumuz gibi.

Kitaba gelirsek akıcı, sürükleyici, meraklandırıcı bir konusu, dört koldan bilinç akışı ile, iç monologlarla dolu, bir günümüzde, bir geçmişte seyreden bir anlatımı var. Beğenilmeyecek gibi değil. Sadece önemli bir sorun güzide ülkemizde Arapça aslından çeviren bulunamadığı için sanırım İngilizce'den çevrilmiş Kırmızı Kedi Yayınevi'nde. Lanet olsun'lar havada uçuşuyor.

Necmettin Zafer in #29041902 etkinliğiyle okudum. Nobel ödüllü yazarlara beklerim hepinizi.

Akın Aslantürk, Hey Gavur Anlatsana'yı inceledi.
07 May 18:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Temel olarak hristiyan inancını anlatan güzel bir kitapçık. Yazarın diğer kitaplarını da elimden geldiğince topluyorum. Ayrıca yazarın hayat öyküsü de çok trajikomik. Google'layıp bir göz atın derim.

"Yıldızlar, evrenin rahmindeki karanlığa uzanan çocuklar gibi karşımda duruyor ve ben, bu ilahî doğumu seyrediyorum. Ve düşüncelerim zihnimin karanlık köşesinde sevişip hayalleri doğururken, o rahimdeki bebeklerin kordon bağıyla yaşama tutunuyor. Gündüzleri, solukları yeryüzüne devrilip cesetleri zihnime uzanıyor. Hayatın, trajikomik perdesi bu..."

Sıra dışı deli dolu hatta creyz müthiş bir kafa dostum. seni nasıl anlatabilirim, porno kitabın adı ama bu boş paranoyak porno sistematik piyonlar için yazılmış diye düşünüyorum hayatı .... Takmıyorum kafası yok. Sadece burda ahmak sistematik porno yaratıkların hayatlarını kaleme almış, para seks içki kadınlar üstüne renkli görünen ....... :) okurken keyif aldığım hatta kısa olduğu için ben ağır okudum. Seni iyi anlıyorum sevgili dostum Chuck ben okumaya devam edicem seni. Zevkle de paylaşırım. Ve yine kitap'ın arka kapağın da ki yazıyla the end :)

Palahniuk'un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir "marazi" karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright'ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani "damızlık erkekler"in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600'ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde. Ancak dikkat! Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyor-sanız bu romanı okumayın! İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın! Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil! Bizden söylemesi!.

Hatice doğan, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ı inceledi.
 02 May 09:54 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Etkinlik boyunca okuduğum üçüncü Aziz Nesin kitabı,kendi adıma faydalı bir etkinlik geçirdiğimi söylemek istiyorum.Bu etkinliği düzenleyen yayında ve yapımda emeği geçen önce Tuco Herrera ya sonra NigRa ya teşekkürler bizi Aziz Nesin'le buluşturdukları için.
Aziz Nesin okumak hem çok keyifli hem de düşündürücü,onu tanıdığıma çok mutlu oldum...

Gelgelelim kitaba,Aziz Nesin bu kitabın da bürokrasıyi eleştiriyor miletin devlet kapılarında nasıl süründüklerini trajikomik bir şekil de anlatıyor.Yaşar'ın başına gelenler tabiri caizse pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.Sen Çanakkale'de şehit düşmüşsün derler,nüfüscüzdanı vermezler,okulada gidemez bu yüzden,asker kaçağısın deyip askere gödürürler,terhis etmezler,vergi borcuna gelince yaşar,miras almaya gelince yaşamaz...Günümüzde de aynı Yaşar'ın yaşadıkları yaşanyanlar,https://www.google.com.tr/...ZBOdR&ampcf=1,ve hep olmaya da devam edecek galiba...



Kitapdaki bir öyküyü okuyunca buna benzer bir olay da bir komşumuzun başına gelmişti.Kadın ismini,babasının hep kız çocuğu olduğu için kızlar dursunda oğlum olsun diye bu teyzeye Durdu ismini veriyorlar.Git zaman gel zaman bir gün kapılarına jandarma geliyor,kadın evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş,sen asker kaçağısın deyip kadını götürüyorlar,aynı kitap da olduğu gibi,bize kadın olduğunu ispat et deyip.Mahkemeye ver,hastaneye git falan filan bayağı uğraşıyorlar,sonunda ispat ediyorlar da askere gitmekten kurtuluyor...
Yaşar'ın başına gelenler hep gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler aslında ama okuyunca insan inanamıyor.Ben okurken çok keyif aldım tavsiye ederim.

Enes Sivri, Göçmen Hamamı'ı inceledi.
01 May 11:22 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Göçmen Hamamı
Muhteşem bir kitap okuduğum her paragrafta dünyaya farklı bir pencereden baktım dünyada nelerin döndüğünü şaşırarak okudum özellikle Türkiye' de dönen dolapları oynanan oyunları Türkçe ye yapılan sömürüyü aynı şekilde kültürümüze yapılan baltalamaları , eğitimimize, bilimimize, genç nesilimize, evrenkent(üniversite) lerimize, basın medya ve gizli anlaşmalarla nasıl trajikomik olaylara durumlara fikirlere sürüklenerek sömürge zihniyeti ve aşağılık kompleksi oluşturulmaya çalışıldığını gördüm .
Hayretler şaşkınlıklar ve üzüntüler içinde okuduğum çağımızın okuyan
GÖÇMEN HAMAMI

Hatice Gümüş, Kucaklaşmanın Kitabı'ı inceledi.
30 Nis 17:19 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

1940 doğumlu Uruguaylı yazar Galeano’dan muhteşem bir anlatı: Kucaklaşmanın Kitabı (Libro de los abrazos). Yazar, fonda Latin Amerika, sanattan dine, diplomasiden bürokrasiye, televizyondan yabancılaşmaya, korkudan cesarete, neredeyse her konuya bilgece değiniyor kitabında. Kimi acı, kimi hüzünlü, kimi trajikomik ama tamamı fazlasıyla duyarlı bir sürü kısa kısa metin, deneme… 
Kahramanlarının büyük bir bölümü sürgündeki aydınlar, sanatçı dostlar, mahkûmlar, kurbanlar bazen de diktatörler, işkenceciler, cellâtlar olan bu kitap gerçekten okunmaya değer.