لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
Alıntı
İnsanoğlu beșer olması hasebiyle bazen öfkelenebilir. Bu durumda önemli olan öfkesine yenik düşmemek, hak ve adalet ölçülerini kaybetmemektir. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de öfkeyi yenmeyi olgun müminlerin vasıfları arasında beyan etmiştir. "Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever." (Âl-i imrân, 134) Kızgınlığı teskin etmek, öfkeyi õnlemek ve öfkenin zararlarından kurtulmak için, Fahr-i Âlem (s.a.v) çeșitli hadis-i şeriflerinde müminlere tavsiyelerde buIunmuştur. Öfkeli olduğunda eûzü besmele çekip Yüce Allah'a sığınmak, ayaktaysa oturmak, oturuyorsa uzanmak, abdest almak ve sűkût edip sessiz kalmak bu tavsiyelerdendir.
Sayfa 6 - Serhend Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
İslam gerçeği şayet namaz, oruç, hac gibi bazı ibadetlerden ibaret olsaydı, Kur’an-ı Kerim’deki: “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim...” [3] buyruğu, namaz, oruç ve hac hükümlerinin hemen arkasından indirilir ve Kur’an-ı Kerim beş, on sayfalık bir kitap olurdu. Oysa biliyoruz ki “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim...” buyruğu, İslam’ın bütün bir yaşantıya intizam veren siyasi, ekonomik, iktisadi, sosyal ve diğer konulardaki hükümleri beyan edildikten sonra indirilmiştir. Beş, on sayfa değil, altı yüz beş sayfa olan Kur’an-ı Kerim’de bütün bu konulara yer verilmektedir. Nitekim razı olacağı dinin nasıl ve ne şekilde yaşanacağını ilahî vahiy ile beyan eden şanı yüce Rabbimiz, bu ilahî vahyin noksansız bir ifadesi olan Kur’an-ı Kerim’de; insanın Allah ile münasebetlerinden, kendi nefsi ve şeytan ile; kâinat ve dünya ile; aile ve akrabası ile; insan ve toplum ile; İslami veya gayri İslami devlet ile; yöneticiler ve liderler ile; kanun ve hükümler ile; âdet ve ananeler ile münasebetlerine kadar bütün bu konulara ferdî ve toplumsal düzlemde açıklık getirmektedir.
Ayet: Maide,3·Kitabı okuyor
Bir ayet-i kerimede, "Allah kuluna kâfi değil mi?" buyurulur (Zümer, 36). Yaşadığımız hâli idrak ederken eksiltiriz. Dile getirirken daha da noksanlaştırırız. Kimi ıstıraplar da büyüdükçe dilsizleşir. Hâlimizi kelimelere ne kadar dökmeye çalışsak da Rabb'imizin hakkımızda bildiği kadarına denk gelmez. Çünkü insan kelimelerle düşünür ve konuşur. Allah'tan bir şey isterken de kelimeler aracılığıyla ister. Kelimeler sınırlıdır. Oysa Allah'ın bizim hâlimizden haberdar oluşu sınırsız ve engelsizdir. Biz hiçbir şey anlatmadan da Rabbimiz hâlimize teferruatına kadar vakıftır.
Sayfa 52 - Hayy Yayınları
Rabbimiz! Bizi, Senden gafil, âyetlerinden habersiz, dünyada niçin yaşadığını bilmeyen, boşa ömür tüketen bedbahtlardan eyleme. Yaratılış amacını bilen, Seni bulan, Sana layıkıyla kul olanlardan eyle. Âmin.
Sayfa 27