Bazı kitaplar sizde hoş duygular uyandırır. Bazıları ise bu kitap gibi size hayatınızın dersini verir. İçinizde olan saklı duyguları birden bire ortaya çıkarır, yüzünüze vurur.
Okuduğum ilk Saramago kitabı oldu. Beğendim tarafları da oldu beğenmediğim taraflarıda. İlk başta beğenmediklerimden bahsedeyim. Kitap, yazarın yazım şekline sadık kalarak yayımlanmış. Yani nokta ve virgül dışında noktalama işaretleri yok. Aynı zamanda karakterlerin isimleride yok. Sıfatlar ile tanıyoruz karakterleri. Bu yüzden bazı yerlerde kim ne diyor anlayamıyorsunuz. Hele benim gibi disleksiniz varsa okumanız biraz zor oluyor. Bu yüzden yavaş okuyabildim. Ben 200- 300. sayfa aralarında biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Sürekli tekrarlamış gibi geldi bana. Sürekli pislikleri, mide bulandırıcı şeyleri tekrar tekrar anlatıyormuş gibi. Ama ilk 200. sayfa ve 300.sayfadan sonra her şey çok güzeldi. Son 2 sayfam kaldığında sorularıma cevap alamadığım için üzülmüştüm hatta 330. sayfadaki son cümleyi okumasaydım kitabı değerlendirmeyecektim. Çünkü ne bir cevap vermişti ne de sonuca varmıştı. Her şey 330.sayfadaki son cümlede açıklandı ve suratıma tokat gibi vurdu. Okuduğum en inanılmaz kitaplardan biriydi.
Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.