Sevgi fiziksel bir varlık olarak, sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu. En derin anlamını tinsel varlıkta, iç benlikte buluyordu.
Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini bir ölçüde yitiriyordu.
Sevgi ölüm kadar güçlüdür…
“Suudi Arabistan'ın en az üç çay parçaya bölünmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu bölünmenin ilk adımı, 'kurucu ideoloji'nin ortadan kalkmasıdır.”
Gelecek yıllara ve dönemlere dair “uğursuz” bir tahmin yapmak gerekirse, Suudi Arabistan'ın patlamaya hazır üç dikiş yerinden söz edilebilir: Hicaz, Necd ve Şarkiyye.
1925'te Şerif Hüseyin'in mağlup edilmesiyle Suudilerin kontrolüne giren Hicaz, aslında oldukça kozmopolit ve kendine has kültürü olan bir coğrafyaydı. Kılık-kıyafetten lehçeye kadar, Hicazlılar diğer bölgelerden kolaylıkla ayırt edilirdi. Ancak zaman içinde "Suudileştirme" akımından Hicaz da nasibini aldı, bölgeye devlet yönetiminin hâkim ideolojisi damgasını vurdu. Hicaz'ın demografik hareketliliğinin de etkisiyle, Suudi Arabistan'ın siyasal istikrarını yitirmeye başlaması durumunda, bunun somut göstergelerinin ilk fark edileceği yerlerden biri Hicaz olacaktır. Ülkenin geleceğine dair yapılan tahmin ve projeksiyonlarda, zaten Hicaz'ın "otonom" bir bölgeye dönüştürüleceğine dair bir atıf hep vardır.
Suudi Arabistan'ın kurucularının geldiği bölge olan Necd, çöllerle kaplı bir bedevî yurdudur. Silah gücünü de kullanarak, Necd'in bedevî kültürünü Arabistan'ın tamamına dayatan Suudiler, "devlet macerası" sona erdiğinde, yeniden o coğrafyaya doğru çekilme ve küçülme sürecine gireceklerdir.
Şarkiyye, Suudi Arabistan'ın doğu kıyılarına verilen isimdir. Petrol zengini olan bu bölge, aynı zamanda Şiî nüfusun da yoğunlaştığı yerdir. İran'ın etkisine açık, ama aynı zamanda Araplık şuuruna da sahip olan Şarkiyye Şiîleri, Suudi Arabistan'ın istikrarsızlık emareleri göstermeye başlamasıyla birlikte kendi yollarını çizerek, ana yapıdan ayrılmanın çarelerine bakacaklardır.
Ortadoğu'nun günümüzdeki siyasal ve askeri manzarasına
üstünkörü bakan biri, başat ve hâkim güç olarak ABD'yi görebilir. Gerçekten de, askeri üslerinden kültürel alametlere, yöneticilerin siyasi anlayışından halkların gündemine kadar, her yerde "Amerika" karşımıza çıkmaktadır. Ama ülke ülke ve bölge bölge daha derinlere göz atıldığında, İngiliz etkisi açık seçik fark edilecektir. ABD, "zücaciye dükkânına girmiş sakar bir fil" gibi hareket ederken, İngilizlerin adımları planlı ve uzun vadelidir. Bu nedenle, ABD ile bölge ülkelerinin kurdu-gu bağ dönemsel ve geçici, İngiltereyle irtibat ise derinden ve kalıcıdır.