Balkanlarda "Müslümanların hamisi" olarak başköşede yeri hep bulunan Türkiye'ye gösterilen bu teveccüh, Balkanları Türk dış politikasının en başarılı alanı haline getirmiştir. Peki, bu sempati ve muhabbetin sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabı, muhtemelen, Balkanların "Hıristiyan topraklar" olmasında saklı. Bir Müslüman ülkenin diğer Müslüman ülkeleri yönetimi altına alması, bütün adaletli muameleye rağmen, rekabet ve düşmanlıklara kapı açarken, dışarıdan bir güç olarak bir Hıristiyan coğrafyada hâkimiyet kurulması aynı hisleri doğurmamaktadır. Diğer sebep ise, hiç şüphesiz, Balkanlardaki Müslüman nüfusun fetihlerden sonra oralara iskân edilmiş olması ve "ana vatan" ile duygusal bağların her şeye rağmen korunmasıdır.
Uzak coğrafyalardaki teveccüh ve sempati ise, direkt biçimde, kendilerini tarih boyunca hiç yönetmemiş ve askeri mücadele yaşamamış olmamızla ilgilidir. Bu sayede Türkiye'ye duyulan sevgiye rekabet, kıskançlık ve düşmanlık gibi hisler karışmamakta, hayranlıklar en samimi şekliyle devam etmektedir.
İran'la gizli-açık çekişme sürerken onun yanı başındaki Afganistan ve Pakistanda Türkiye'ye duyulan katıksız sevginin tek açıklaması bu olabilir. Aynı şekilde Mısır'la parçalı bulutlu devam eden münasebetlerin Sudan, Somali, Etiyopya gibi çevre bölgelerde saf muhabbete dönüşmesi de bu sebepledir.
Kuzey Afrikada, Mısırdan batıya doğru ilerledikçe de benzer manzaralara şahit olunabilir. Türkiye, "uzak ve güzel" bir
Müslüman ülkedir.