Bazı yazarlar için kitaplarını okuduğumda neden bu zamana kadar tanışmamışım diye düşünürüm, onu okumadan geçen zamana üzülürüm. Orhan Pamuk ile ilk tanışmam da veba geceleri kitabı ile oldu. Bir daha okur muyum çok emin değilim. Bu kadar geç tanıştığım için bir eksiklik de hissedemedim açıkçası. Kitabın adı veba geceleri ama konusu vebadan ziyade salgın ortamında adanın yönetimi ve siyaseti. Kitabın büyük bölümü bu yönetim kısmı oluşturmuş. Eksiklikler , kişisel çıkarlar, Avrupalı ülkelerin baskısı vs vs...
Kitabın çoğunluğu bu kısımdan oluştuğu ve en küçük detaylara kadar değinildiği için kitap benim için bitmek bilmedi. Bu kadar artan bir salgında, sokaklarda cesetler üst üste dururken , bu anormal durumun halk üzerindeki etkisine , onların duygularını yer vermemiş, daha çok yönetimdekilerin bu durumda yaptıklarını işlemiş.
Mesela körlük kitabında herkes kör olur ama biz okurlar o körlerin dünyasını, yaşadıklarını sonuna kadar hissederiz. Ama bu kitapta öyle olmadı, adayı kasıp kavuran bir salgın var ve insanların ne hissettiğini bilemiyoruz, bir aşk kitabı zaten değil bana göre , tamamen yönetim odaklı bir kitap. Eğer Orhan Pamuk bu amaçla yazdıysa kesinlikle çok başarılı olmuş.
Kitaptaki ada kişiler kurgu iken, adanın bu kadar net tasviri de ayrıca başarılı, insan okurken kurgu olduğuna inanmıyor , sanki öyle bir ada gerçekten varmış gibi.
Son olarak Kitabın sonlarına doğru Ermeni tehcirine "kendi görüşü"(!) ile değinmiş ki bu en rahatsız olduğum kısım oldu.