herkesin kaderi aynıydı. karşısında ulu dağlar vardı: aydınlık ve gölge nasıl yan yana ise, insanın kaderi de öyle, mutluluk ve acıyı beraber getiriyordu: bir yanda kıvanç, bir yanda kaygı. hayat dediğin böyleydi işte...
sokağa bir ad verir, tabelayı uygun bir evin dış duvarına asardınız. tabelada, “ayak sesleriniz de olmasa, var olmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar sokağı” yazardı. ayak seslerinize rağmen, harcandığınız mekânlar da vardı. o mekânlara uğramazdınız.