Puan vermedi·279 syf.··
2026 30. kitabı
Cehenneme Övgü, modern toplumun birey üzerindeki baskılarını, iktidar ilişkilerini ve insanların günlük yaşamda fark etmeden benimsedikleri davranış kalıplarını sorgulayan eleştirel bir eserdir. Yazar, alışılmış düşünce biçimlerinin aksine okuyucuyu rahatsız eden ancak düşündüren sorular ortaya koyuyor. Kitapta “cehennem” kavramı yalnızca dini bir anlam taşımıyor. Bireyin özgürlüğünü sınırlayan toplumsal kurallar, bürokratik yapılar, tüketim alışkanlıkları ve otorite ilişkilerini de yazarımız birer cehennem olarak ele almaktadır. İnsanların çoğu zaman bu düzeni sorgulamadan kabul ettiğini ve hatta sürdürülmesine katkıda bulunduğunu savunur. Eser daha çok deneme tarzına sahip diyebiliriz. Eserin en güçlü yönlerinden biri, okuyucuyu pasif bir konumdan çıkarıp aktif bir düşünür konumuna getirmesidir. Ancak yazarın bazı konulardaki genellemeleri ve radikal eleştirileri herkes tarafından doğru bulunmayabilir bu nedenle kitap, tartışmaya açık ve kalıcı bir etki bırakan bir niteliğe sahiptir. Eser aynı zamanda okuyucuya dünyaya farklı bir pencereden bakma imkânı sunmaktadır.
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
Bir antropoloğun gözünden iki İslam ülkesi
Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Batılı bir oryantalist antropolog olan Clifford Geertz'e göre antropoloji, nasıl kavrarsanız kavrayın sabit olmaktan çok uzak bir teşebbüstür. Geertz’in ifadesine göre, ‘bir yaşam biçimini tanımlamanın en iyi yolu onu iyi ayarlanmış bir çeşit ışığın altında göstermektir.’ Bir toplumun yaşam biçimini anlamak onu dini, kültürel, ideolojik, sanatsal ve toplumsal ahlak normları da dahil olmak üzere bütüncül bir boyutta mercek altına almakla mümkün olur ancak. Geertz, şair Theodore Roethke’nin “Gitmem gereken yere giderek öğreniyorum” ifadesine atıf yaparak antropoloğun bir toplumu gerçekten iyi anlaması ve yorumlayabilmesi için kitabi bilgiden ziyade o toplumun içine girip inanç ve kültürlerini bizzat tecrübe etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bu anlamda Batılı antropologların İslam toplumunu uzaktan bir gözle yorumlamalarını da eleştirmektedir. Geertz’in iki İslam ülkesi olan Fas ve Endonezya toplumunu deneyimleyerek incelemesi de bu düşüncesine dayanıyor diyebiliriz. İslamı kendi kültür anlayışlarına göre yaşayan iki ayrı hayat biçimini yansıtan, sömürü düzeninden yeni kurtulmuş iki ayrı ülkenin dini geleneklerinin karşılaştırmasını yapmaktadır Geertz. Geertz’e göre farklı toplumlar, İslam’ı kendi tarihsel tecrübelerine uydurmak için dönüştürür ve bu nedenle de yerel düzeyde tarihsel bağlamlar biçiminde İslam’ın bir çok anlam ve ifadesi vardır. Yaşadığımız hayat değiştikçe inanç da onunla birlikte değişip dönüşmektedir ve tabiki İslam ve İslam toplumları da bu değişimden nasibini almaktadır. Clifford Geertz ise bizlere bu değişimi Fas ve Endonezya’da geçirmiş olduğu kırk yıllık yaşam deneyimi ve bilimsel tecrübesi üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde aktarmaktadır. Geertz, öncelikle dinin sadece semboller, ibadetler tarafını ön plana çıkarıp kültürün, geleneğin, yaşam
Gerçeğin ArdındanClifford Geertz · İletişim Yayınları · 200110 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kayıp Coğrafyanın İzinde Doğu Türkistan Seyahatnamesi
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Kıymetli yazar, gazeteci Taha Kılınç'ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi kitabını okuduktan sonra ve üstüne de konferansına iştırak edince, Doğu Türkistan meselesi beni ciddi manada tesiri altına aldı. Ve yine bu tesir, yazılacak satırların müsebbibi oldu. Yazar, eserinde sadece bir seyahatte yaşadıklarını, gezip gördüğü yerleri paylaşmıyor... Kitapta, seyahat öncesi yaptığı derinlikli araştırmaların incelediği harita ve krokilerin de bu seyahatnamenin yazılmasında payının ve faydasının büyük olduğunu düşünüyorum. Öncelikle Kaşgarya'nın Osmanlı imparatorluğuna ne zaman bağlandığına değinmek istiyorum: 1872'de Yakup Han Töre'nin gönderdiği elçiyle İstanbul'a bağlılığını bildiriyor Kaşgar şehri. Sultan Abdülaziz'in fermanıyla "emir" ilan edilen Yakup Bey, Kaşgarya ve diğer şehirlerin surlarına Osmanlı sancaklarını çekiyor, hutbeleri Osmanlı sultanı adına okutmaya ve basıtırılan paralarda sultanın adı yazılmaya başlanmış oluyor. Bu biat, Doğu Türkistan'daki mazlum müslüman uygur türklerinin meselesine verdiğimiz ehemmiyet açısından da önemli bir biattır bence. Unutmayalım ki müslüman din kardeşlerimiz kominist Çin rejiminin, toplama kamplarında; sözde "aile olmak" programı adı altında türlü türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Kamplar hakkında fazla malumat geçmesede ben "aile olmak" programına kısaca değinmek istiyorum. 2016 yılında Şincan bölgesinde yürürlüğe konmuş. Yine "Şincan bölgesinde etnik birliği teşvik etmek üzere" Komünist Rejiminin attığı en tehlikeli adımlardan bir tanesidir. Benim daha önce de katıldığım Doğu Türkistan ilgili bir konferansta izlediğim bazı görüntüler atılan bu adımın hiçte masum olmadığını gösteriyor. Kitapta Uygur müslüman kardeşlerimizin evlerine Han Çinlilerinden oluşan kamu görevlilerini ve kominist parti yetkililerinden oluşan
Doğu Türkistan
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,091 okunma
Altan Çetin- Tarih Felsefesi
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir. Bu eser, tarih düşüncesinin uzun gelişim çizgisini hem felsefi hem de metodolojik yönleriyle ele alan kapsamlı bir incelemedir. Tarih felsefesinin yalnızca belirli dönemlerle sınırlı bir tartışma olmadığını; aksine, insanın geçmişi anlama, zamanı yorumlama ve toplumsal değişimi kavrama çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Altan Çetin Hoca antik çağlardan modern zamanlara değin uzanan geniş bir entelektüel haritayı titiz bir kaynak kullanımıyla kurgulayarak, tarihsel düşüncenin dönüşümünü bütünlüklü bir biçimde analiz eder. Çetin, eserin giriş bölümünde tarih fikrinin kadim uygarlıklardaki kökenlerine yoğunlaşır. Mezopotamya ve Mısır gibi erken zamanın kültürlerinde tarihin kutsal zaman anlayışıyla bağlantılı olduğuna dikkat çeker. Tarihin ritüel döngüler ve tanrısal müdahaleler ile açıklanması, insanın geçmişi anlamlandırma biçiminin ilk aşaması olarak sunulur. Ardından Yunan düşüncesine geçilerek tarihin sekülerleşme süreci incelenir. Bu bağlamda Herodotos’un betimleyici ve kültürlerarası karşılaştırmaya dayanan tarihçiliği, Thukydides’in nedensellik, kanıt ve realizm temelli ilerleyen analitik yaklaşımı karşılaştırılır. Çetin, modern tarih biliminin temellerinin Thukydides çizgisinde atıldığına dikkat çeker; böylece Antik Yunan’ın tarih felsefesi yeniden yorumlanır. Musevi geleneğinde tarihin tanrısal iradeye bağlı lineer bir süreç olarak kavranmasını Batı düşüncesinin ilerleme fikrine kaynaklık eden önemli bir unsur olarak değerlendirir. Bu noktada zamanın doğrusal bir akışa yerleştirilmesi ve tarihin teleolojik bir süreç olarak yorumlanması, modern tarih bilincinin dini temellerini anlamak açısından kritik bir rol oynar. Aynı bölümde İslam düşünce dünyasına geçilerek tarih
Tarih
Tarih FelsefesiAltan Çetin · Selenge Yayınları · 20251 okunma
Puan vermedi·154 syf.··
2026 12. kitabı
·
176 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 23:50
Kur’an bize yeter söylemiyle sadece Kur’an diyenlere cevap niteliğinde kitap yazan Enbiya hoca bu kez hadisleri tümden reddedenlere karşı tezlerini çürütmek üzere bu kitabı yazmış. Kitabın giriş kısımlarında esasında yapılması gerekenin kendi dini ikballeri adına rant devşiren, rüya ve kıssalarla halkı yanlış yönlendiren sözde alim pozları takmış tüccarları olması gerektiği yere indirmek olduğunu söylüyor. Zaten bunu yaptığımızda hadisle ilgili problemlerin büyük çoğunluğunu aşmış olacağız. Hadis kitaplarının tartışmasız olmadığını, sıkıntıların daha çok sosyal hayatla ilgili bir takım hadislerde olduğunu, bu durumun hadislerin tamamını inkara götürmesine gerek olmadığını anlatmaya çalışıyor. Kitabın orta bölümlerinde Hazreti Muhammed’in temsil ettiği anlam detaylandırılmış Allahın elçisi Kur’an‘ı indirip yalnız bırakmayacağını, onu açıklattıracağını, ayetlerden örneklerle anlatmış. Burada bir problem yok, ilerleyen kısımlarda asıl problem görülen konunun hadislerin sıhhatinde olduğu belirtilip hadis alimleri ile ilgili incitici yorumlar yapmadan eleştirilebileceği belirtiliyor. Bana göre kitabın sonlarına doğru, olması gereken, ancak genel alimlerimize baktığında pek görmediğimiz şekilde çok radikal bir pencere ortaya koyuyor: örneğin 119. sayfada mezhep düşmanlığı yerine, delillerden hareketle bazı fetvaların güncellenmesini hiçbir sakınca olmadığını açık bir şekilde söylüyor. Burada dipnot şeklinde Mecelle’ya atıf yapıldığını görüyoruz: “ezmânın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkar olunamaz” yani zamanın değişmesi ile hükümler değişebilir diyor, bu hususta İslam hukukunda ahkamın değişmesi Mehmet Erdoğan’ın kitabını da okuyacağım hoca atıf yapmış. Son bölümde Hazreti Peygamber’in dini uygulamalarının mesela ibadetin eda şeklini alıp kenara koyalım, hukuksal
Hadislere Gerek Yok SöylemiEnbiya Yıldırım · Diyanet Vakfı Yayınları · 2020206 okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 19:01
Ortaçağ tarihi içerisinde incelenmesi dikkate değer olan Haşhaşileri objektif olarak kaleme almış olan bu kıymetli eser, Türk tarihi açısından büyük öneme sahip olan Selçuklular ile Haşhaşiler'in dini ve siyasi münasebetlerini aynı zamanda Haşhaşilerin güçlü bir lideri olan Hassan Sabbah'ın kişiliğini, siyasi ve dini politikalarını inceleyen önemli bir kaynaktır. Dini bir davanın adanmış hizmetlileri olan Haşhaşilerin nihai hedefleri, Sünni nizamının önünü kesip yok etmekti. Bernard Lewis, bu kitapta Şia mezhebi içerisinde yer alan Haşhaşiler tarikatının köklerinin izini sürmekle birlikte tarikatın öğretilerinin ve gizemli lideri Dağın Şeyhi Hasan Sabbah'ın yaşamını ve İslam'da radikal bir tarikat, tarihin ilk teröristleri olarak nitelendirilen bu topluluğa dair kapsamlı, anlaşılır ve yetkin bir çalışma meydana getirmiştir.
HaşhaşilerBernard Lewis · Kapı Yayınları · 2021430 okunma