"Hayatın çekilmez olduğu doğruydu, insanların çoğuna öyle değilmiş gibi yapmayı öğretmişlerdi. Arada sırada biri kendini öldürüyor ya da delirip kapatılıyor, ama diğerleri her şey yolundaymış gibi yaşamayı sürdürüyordu."
insanlar şefkat, işbirliği, bir aradalık ve insani bağ kurma duygularını ifade edebilme fırsatı elde ettiklerinde daha anlamlı hayatlar yaşadıklarını hissediyor. psikologlar bunlara ‘içsel değerler’ adını veriyor. bunlar ne kadar paranız olduğu, evinizin ne kadar büyük olduğu gibi dışsal göstergelerle bir bağlantısı olmayan, çok daha derinlikli değerler. içsel değerler, gelir sahibi olmaktan ya da maddi tüketimden alacağımız anlık hazza kıyasla çok daha güçlü ve kalıcı nitelikte. insanlar olarak paylaşmaya, işbirliğine, toplum hissine bağlı olarak evrimleştik. bu değerleri ifade edebildiğimiz bağlamlarda gelişip serpiliyor, bu değerlerin bastırıldığı ortamlarda sönükleşiyoruz.
refah sistemleri ne kadar cömert ve ne kadar kapsayıcıysa herkesin mutluluğu o kadar artıyor. genel sağlık sigortası, işsizlik sigortası, emeklilik maaşı, ücretli izin, uygun konut bedelleri, kreş hizmetleri ve yüksek asgari ücret gibi öğeleri bu kapsamda değerlendirebiliriz. insanlar adil, kendilerini önemseyen bir toplumda yaşadığı zaman, herkesin toplumsal varlıklara eşit erişim sahibi olduğu ve her gün temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını düşünüp endişelenmek zorunda olmadığı zaman hayatın tadını çıkarabiliyor. kendilerini komşularıyla sürekli rekabet halindeymiş gibi hissetmektense toplumsal dayanışma bağları kurabiliyorlar.