raflardansızansifa

raflardansızansifa
@raflardansizansifa
. Çocukların oyun ile yetişkinlerin kitap ile iyileştiğine inanan biri.. . Çünkü kitap ruhun ilacıdır.
Puan vermedi·245 syf.··
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 13:13
Romanlarını çok sevdiğim Tarık Tufan’ın öykülerini okudum bu kez. Aslında öykü demek ne kadar doğru bilmiyorum. Öykü ile roman arasında bir kitap Beni Onlara Verme. Birbirinden bağımsız başlıklar altında anlatılan hayatlar öykü izlenimi vermekte. Ama şu da var ki, bir semtin insanlarının yaşadığı hayatları satırlara taşıyor yazar. Böyle semtlerde herkes bir şekilde bir diğerinin hayatına dokunmuştur. Birbirinden bağımsız sanılan hayatlar da böylece bağlanır birbirine. Anlatı öykü ile roman arasında bir hâl alır. Biraz da kurmaca ile gerçek arasında. İstanbul’un unutulmaya yüz tutmuş semtlerinden birinde, hayatın yükünü omuzlamış kimi zaman yorgun ve mutsuz, kimi zaman umutlu ve aşık insanlar. Belki bir yerlerde karşılaştığımız, yanından öylece geçip gittiğimiz ama gerçekliğine hiçbir zaman dokunamadığımız hayatlar anlatılıyor. Küçük bir Türkiye panoraması gibi bu semt, her yerde her zaman rastlayabileceğimiz hayatların yarı kırgın yarı öfkeli anlatımı diyebilirim. Çok sevdim, çok hızlı aktı ama aynı zamanda çok yordu. Bu üçü aynı anda nasıl olabilir? Neden hiç mutlu sonla bitmez bizde hikâyeler?
Beni Onlara VermeTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20176bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 17:13
Kuzey Sentinel Adası’nı daha önce duydunuz mu? Ben duymamıştım. Dünyanın geri kalanından izole bir şekilde yaşam süren ada ve halkını anlatmıyor bu kitap. Daha çok dünyanın geri kalanını anlatarak ada halkını haklı çıkarıyor diyebiliriz. Gezgin ve misyoner Richard Françis Burton’un Harar’a ayak bastığı gün ile açılan kitap Kolomb’a da selam çakmayı ihmal etmiyor. Şöyle diyor yazar; “…şunu da kimse inkâr edemez ki eğer meçhul bir Karayip yerlisi, Kristof Kolomb’un haçlar ve muskalar sallayarak savurduğu saçmalıkları vahim bir merakla dinlemek yerine bir aydınlanma anında hidayete ererek kafasını parçalayıvermiş olsaydı insanlık için ebediyen hayırla anılacak bir kahramana dönüşürdü.” Böyle başlayan bir kitabın güzel olmama ihtimali var mıdır? Bence yoktur. Ayak bastığı yerlere türlü musibetler taşıyan gezginler ile günümüz turistleri arasında bağ kuran yazar, turizmin ve otantik olanı keşfetme arzumuzun neden olduğu yozlaşmayı irdeliyor. Romani ailesine gelince, bir ailenin üç kuşak boyunca süregelen öyküsü anlatılıyor. Fakat burada sanki anlatılmak istenen ailenin geçmişi ve bugünü değil de tüm bu yozlaşmayı ete kemiğe büründürmek, görünür kılmak gibi. El değmemiş yerlerin ilk gezginlerce keşfi, akabinde turizmin yaygınlaşması ve nihayetinde zenginleşme hırsı ile otantik kimliğini kaybetmiş olmanın yanında yolcuları aratmayacak derecede yozlaşmış yerlilerin hazin sonu. Sentinel Adası, Jérôme FERRARI ile tanışma kitabım ve yazarı tek cümle ile anlatmam istense, “kitabın ortasından konuşuyor” derdim. Severiz. Felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi pek çok yönden okunabilecek bir anlatı ama sadece edebi zevk arıyorum derseniz o da var.
Edebiyat
Sentinel AdasıJérôme Ferrari · Everest Yayınları · 202533 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 22:30
“Bugün var olan şeyler olmasaydı ne olurdu?” diye soran ve cevapların peşine düşen Olmasaydı Serisi ile tanıştınız mı? Ben ilk olarak Kadınlar Olmasaydı ile başladım. Her bir kitap yirmi hikâyeden oluşuyor. Kadınlar Olmasaydı’da yirmi kadının hayat hikâyesini okudum. Her biri farklı coğrafyalardan, farklı tutkuları olan bu kadınlar olmasaydı neler olurdu? Kimi bilimsel buluşları, kimi sanatsal yetenekleri, politikadaki yerleri ve yönetim becerileri ile farklı alanlarda öne çıkan bu kadınlar olmasaydı mutlaka o alanlardaki kadın dokunuşu eksik kalacaktı. Her şeyden önce kadınların var olamayacağı ya da var olmaması gerektiği düşünülen alanlara ilk adım atan kadınlar olmasaydı kız çocuklarının hayalleri biraz daha daralacaktı. Elbette her biri mükemmel, hataları olmayan kişiler değil. Fakat en çok da bu gerçeklik olmasaydı eksik kalırdı bir şeyler bence. Kadınlardan kusursuz olmalarının beklendiği bir dünyada hata yapma korkusu ile yaşıyoruz çoğumuz. Böyle olunca da küçücük hatalarımız gözümüze çok büyük görünüyor. Oysa bu kadınlar, başarılı olmanın hatasızlıktan değil cesaretten doğduğunu anlatıyor bize. Sadece bu farkındalık bile çok şey katıyor hayatlarımıza.
Kadınlar OlmasaydıGözde İrem Yükselen · Masa Kitap · 202512 okunma
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 15:30
17. yüzyıl sonlarının Fransa’sında küçük bir grup insan mistik bir yolculuğa çıkıyor. Her biri Paris’i farklı nedenlerle terk eden bu insanların amacı, Pireneler’de zorlu bir dağ geçidine inşa edilmiş küçük bir manastırda yüzyıllardır gizlenmiş olan kitaba ulaşmak. Bu efsanevi Kitap, mutlak bilgiyi barındırıyor ve onu bulan kişinin evrenin sırlarını çözeceğine, insanlığın kaderini değiştireceğine inanılıyor. Fakat metinde kitabın somut olarak varlığı zamanla önemini yitiriyor sanki ve ifade ettiği anlam daha bir belirginleşiyor. Yolcu için hayatın anlamı ne ise kitaba da ona göre bir anlam yüklüyor ve hem yolculuk hem de anlatı tam da burada derinleşiyor. Daha kitabın ilk sayfalarında şöyle yazıyor yazar; “Başlangıçta Tanrı, dünyayı kırılmış bir harften yarattı. Yarılmış bir kelimeden beden, kan gibi sızdı. Bu yüzden beden, kusurlu bir kelimedir.” İşte yolcular da bu kitap aracılığıyla kendi kusurlu yanlarını onarmak istiyor sanki. Her biri simya, akıl, aşk, arzu, kahramanlık gibi farklı bir anlamı temsil eden Marki, De Berle, Veronika ve Şövalye d’Albi aynı yolculuğa başka başka anlamlar yükleyerek çıkıyor. Bir de rastlantıların sürüklediği dilsiz arabacı Gauche var tabii. Türlü badireler atlattıkları ve dış dünyadan çok iç dünyalarında ilerledikleri yolculuğun sonunda, dağ geçidine vardıklarında anlatının üstüne de bir sis perdesi çöküyor sanki. Hatta bir anda olmuyor bu, yolculuk boyunca gitgide hakim olan bir belirsizlik bulutu gibi. Ve sonunda varıp varmamak, kitaba ulaşıp ulaşmamak önemini yitiriyor biraz. Yol insanı değiştirir derler ya hani. Kitabı aramaya çıkanlarla kitaba ulaşanlar aynı kişiler olabilir mi yol yolcuyu değiştirince? İşte tam da bu sebepten sonucun değil sürecin önemli olduğu bir roman bu ve ben böyle kitapların
Edebiyat
Kitap’ın YolcularıOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 20251,061 okunma
Puan vermedi·309 syf.··
Beğendi
·
2025 67. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 23:53
Dünyanın en yalnız beyni daha fazla yalnız kalmasın diye yazılmış bir kitap bu. Nereden mi biliyorum? Çünkü okurken hep aklımdan şu geçti; keşke ergenlik dönemimde karşılaşsaydık, o zaman okuyabilseydim. Bu kitap ergenlere hitap ediyor. Hem de çok anlamlı bir şekilde. Mavi… Biraz büluğa ermeyi biraz özgürlüğü çağrıştıran o şiirsel renk ile. Elbette kitabı ebeveynlerin, eğitimcilerin hatta politikacıların da okuması faydalı olacaktır. Ama doğrudan seslendiği ergen ile buluşması kadar etkileyici sonuçlar doğurmayacaktır hiçbiri. Çünkü anlayamadığın değişimleri anlamanın, seni suçlayanların bazen haksız olabileceğini bilmenin hatta sadece onaylanma hissinin değeri bile paha biçilemez. Serkan Karaismailoğlu bilim ışığında ergen beynini inceliyor Dünyanın En Yalnız Beyni’nde. Beynin kendini inşa ettiği bu dönemde geçirdiği değişimleri, olgunlaşmış ve henüz olgunlaşmamış bölgelerini, bunların ergenin hayatına etkilerini görüyoruz. Yetişkinlerin “şimdiki gençler de …” diye başlayan cümlelerinin aslında kendi gençliklerinden çok da farklı bir şeyi anlatmadığını ve hepsinin temelde ergen beyninin farklılıklarından kaynaklanan süreçler olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz. Bence burada en etkileyici nokta yetişkinlik yolunda toplanması gereken taşların tam da bu ergenlik yolunda bulunması. Yol biraz engebeli ama o taşların herbirine ihtiyaç var. Müthiş bir sistem. Tabii burada işin sadece ergenle bitmediğini belirtiyor yazar. Ergen, aile ve okul iş birliği içinde olmalı ki, “biz nerede hata yaptık?” diyeceğimiz değil hem kendini hem de içinde yaşadığı toplumu ileri taşıyabilecek gençler yetiştirebilelim. Bu konuda bilimsel olarak faydaları kanıtlanmış yöntemler de sunuyor yazar. Bu nedenle özellikle eğitim konusunda politika yapıcılara çok iş düşüyor. Ama onlar görevini yerine
Dünyanın En Yalnız BeyniSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20253,354 okunma