"Ama beni en çok üzen, bir kez daha kamplara ayrılıyor olmamız. Bunu hep yaptık. Hiç ders almadık. Küçücük bir kızdım, evimde Halk Partisi'nden nefret edilirdi, çünkü babam koyu bir Demokrat Patili, annem ise keskin bir kominist düşmanıydı. 1958 yılına geldiğimizde, ülke ikiye ayrılmıştı, CHP'liler ve DP'liler olarak. Köylerde kahveleri, camileri bile ayırmışlardı. Ne saçmaymış! Koyu DP'li babayla, anti-kominist annenin kızı, büyüyünce sola eğdi gönlünü, sosyal demokrat oldu, emperyalistlerden, aşırı zenginlerden, güçlülerden uzak durdu hayatı boyunca. Bir işe yaradı mı, iki parti arasındaki bunca nefret? On değerli yılını yedi Türkiye'nin, sonra unutuldu gitti, olan o yıllarda araya sıkışan kuşaklara oldu. Sonuç :27 Mayıs Darbesi! İpin ucunda asla hesabını veremeyeceğimiz üç ölü!
70'li yıllara geldiğimizde bu kez, devrimci, ülkücü diye bölündük. Ne kadar çok genç insan öldü bu manasız çatışmada. Yine darbe! Sonsuz acılar! Ateşler içinde bir vatan! Alevi-Sünni diye ayrıldık. Türk-Kürt diye ayrıldık. Gencecik çocuklarımıza kıydık, en değerli sanat insanlarımızı yaktık, kül ettik, yerlerini asla dolduramayacağımız. Şimdi yine aynı şeyi yapıyoruz. Bu kez din üzerinden bölünüyoruz. Türbanlı - türbansız, inançlı-inançsız, dinci - laik! Sürekli intikam peşindeyiz. Ne saçma bir gidiş bu! Ne tehlikeli, ne yaman! "