Joan'a baktım. Tüylerimi diken diken etmesine ve içime işlemiş olan o eski nefret duygusuna karşın beni büyülüyordu Joan. Merih'ten gelen birini ya da fazlaca siğilli bir kurbağayı izlemek gibi bir şeydi bu. Ne düşünceleri benim
düşüncelerim, ne de duyguları benim duygularımdı. Ama onun düşünceleri ve duyguları benimkilerin çarpık, siyah bir yansısıymış görünecek kadar yakındık birbirimize.
Bazen Joan benim uydurduğum biriymiş gibi geliyordu bana. Bazen de onun yaşamımın her bunalımında ortaya çıkıp bana bir zamanlar ne olduğunu ve neler geçirdigimi
hatırlatacağı ve kendisinin
benimkine benzeyen ama
benimkinden farklı bunalımını burnumun dibinde sürdürüp gideceği duygusuna kapılıyordum.
Benim iyiden iyiye keçileri kaçırdığıma hükmettiğinin farkındaydım, çünkü ona cehenneme inandığımı ve benim gibi ölümden sonra yaşama inanmayanların öldükten sonraki cehennemi kaçıracakları için ölmeden önce cehennemde yaşamak zorunda olduklarını ve kim neye inanıyorsa öldüğü zaman başına onun gelecegini söylemiştim.
Hıristiyan Bilimci hanım benimle çimlerin üzerinde yürürken Incil'de sözü geçen, yeryüzünden yükselen sisi, bu sisin yanlışları simgelediğini, benim tüm derdimin bu sise inanmak olduğunu ve ona inanmaktan vazgeçer geçmez sisin yok olacağını ve benim de gerçekte sağlıklı olduğumu görebileceğimi anlatıyordu.