Fahreddîn er-Râzî, Fâtiha Sûresi ikinci âyetinin tefsirinde şöyle bir ifâdeye yer verir:
أَنَّهُ يَمْلِكُ عِبَادًا غَيْرَكَ وَأَنْتَ لَيْسَ لَكَ رَبٌّ سِوَاهُ
“O’nun senden başka kulları var ancak senin O’ndan başka Rabbin yok.”
Sonra şunu ekler:
أَنَّهُ يُرَبِّيكَ كَأَنَّهُ لَيْسَ لَهُ عَبْدٌ سِوَاكَ وَأَنْتَ تَخْدِمُهُ كَأَنَّ لَكَ رَبًّا غَيْرَهُ
“O, sanki senden başka hiçbir kulu yokmuş gibi senin tüm işlerini üstlenir, sen ise O’na, sanki O’ndan başka bir Rabbin varmış gibi kulluk edersin.”
[Mefâtîhu’l-Gayb, c.1, s.200]
[Ömer Çınar Hocadan iktibastır]
Bir matlub ki gurûbda gaybubet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir.
ÖLDÜKTEN SONRA SEVABI KESİLMEYEN AMEL
Dinimize göre hayırlı ve iyi çocuklara sahip olmak, dünya hayatı için bir mutluluk kaynağı olduğu gibi âhiret hayatı için de kesintisiz sevap vesilesidir. Peygamberimiz kişinin ölümünden sonra bile amel defterinin kapanmamasını sağlayan üç şeyden birinin “kendisine dua eden hayırlı bir evlât” olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Vasiyyet, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36)