İnsanın hayat yükünü sürükleyip durması hep saâdet ümidi iledir. Pek az müstesnasıyla insan, nisbî bir saâdete mâliktir. Lâkin bu nisbî saâdeti meydana getiren şeyin maddiyat olduğunu zannedersek ziyadesiyle aldanmış oluruz. Bu nisbî saâdeti meydana getiren şey vicdanî kanaat ve maneviyattır. Diğer bir tâbirle nisbî saâdet, din ve ahlâkın mahsulüdür. Dinsizlikte saâdet imkânı yoktur. Dinsizler için iki nevi büyük azap vaat edilmiştir ve mevcuttur:
Zenginler için yüksek ve rakik ihtisaslardan, hayatın hakikî zevkinden mahrumiyet ve o kadar bol nimete rağmen hayatı devamlı bir tatsızlık içinde geçirmek; fakirler için ise teselli ve ümitten, adalet ve bağlılıktan mahrumiyettir.
Bu hâlde birinciler için intihar, ikinciler için ise “anarşi”, hayatın tabiî bir neticesi olur.