Daha dün:"Kötüler için yazdım kitaplarımı ama hep iyileri okudu, o yüzden değişmedi hiçbir şey."demişti. Öyle ya; ümmetsiz peygamberler de gelmişti yeryüzüne, bir kişi bile selamete erdirmeden ölüp gitmişlerdi. Kimseye değiştiremedim diye üzülüp onunla âlemi yoktu. Bir adım sonrasını ancak o insanın kendi atabilir. İteklenen, ikna eden insanlar en sona aslına dönüyordu.
tırnak kesmenin, kesilen saçı sokağa atmanın, sofradaki ekmek kırıntılarını yemeden kalkmanın, kandil geceleri içki içmenin, kumar oynamanın , bir de ezan okunurken mutlaka toparlanıp şehadet getirmeyişimizin büyük günahlar olduğundan bahsetti inanarak. Gözleri nemli halde pencerenin arkasındaki sokağa bakarken Allah affetsin ben namaz kılamadım , oruç tutamadım, zekat veremedim ama bunlara mutat olarak çok dikkat ettim ahir ömrümde, içimi temiz yaşadım, nizamı bozmadım dedi.
Kullarım sana, benden soracak olurlarsa, şüphesiz ki ben onlara yakınım. Dua edenin duasına icabet ederim. (Öyleyse) onlar da benim davetime icabet etsinler ve bana iman etsinler ki (akıl, doğruluk ve olgunluk sahibi olan) rüşt ehlinden olsunlar.
(Kur'ân'da "Sana sorarlarsa..." diye başlayan birçok ayet vardır. Tüm bu ayetlerde cevap kısmı "De ki..." diyerek başlar. Tek istisnası bu ayettir. Allah kendisini kullarına tanıtırken "De ki" lafzının dahi kendisi ile kulları arasına girmesine razı olmamıştır. Affedilmez bir günah olan şirkin kısımlarından biri de; Allah'tan başkasına dua etmek, darda kalındığında ölü, diri ya da türbelerden medet ummaktır. Bu şirkin en belirgin sebeplerinden biri, Allah'ı uzak görmek ve O'na yakınlaşmak için aracıya ihtiyaç olduğuna inanmaktır. Allah bu ayette şirk mantığını çürütmüş ve kullarına yakın olduğunu, dua edenlere doğrudan icabet edeceğini belirtmiştir.