Biliyorsunuz ki bu aralar cinsiyetçi şarkılar, kadın bedenini obje gibi gösteren şarkılar gittikçe meşhur oluyor ve bizlere sanat adı altında sunulmaya başlanıyor. Öncelikle şunda bir hemfikir olalım: Bu tarz şarkılar sanat değil, asla da olamaz. Ama ben bugün başka bir konuya değineceğim.Bazı kişiler, ‘Ee bu şarkıları kadınlar da dinliyor, siz kendinizi aşağılıyorsunuz’ diyor. Diyenlere kültürel çürümenin nasıl çalıştığını basit bir şekilde anlatayım: Bu savunma, şehir şebekesine zehir karıştıran birine ‘Ee sen de bu suyu içme’ demekle aynı şey arkadaşlar. Konu o şarkının benim kulaklığımda çalması değil; sorun, kadını aşağılayan bu şarkıların arabalarda, konserlerde, sokaklarda bangır bangır söylenerek normalleştirilmesi.Unutmayın, sanat bir toplumu inşa eder. Genç zihinler bu şarkılarla kadına olan bakış açısını oluşturur. ‘Dinlemezsen etkilenmezsin’ demek, popüler kültürün kitleleri nasıl etkilediğini anlamamaktır. Yani hayır, konu kadınların bu şarkıları dinlememesi değil. Çözüm de her şeyi yasaklamak değil. Konu, toplumun neden bu sözlere aç olduğunu bulmak. Ve unutmayın, bugün bu şarkıları normalleştirirsek, yarın bu sözler sokakta eyleme geçerse şaşırmaya da hakkımız olmaz.
Özlemek. Özlemek herhangi bir duygudan çok daha sahici değil mi? Seven, sevdiğini hissettiren, veya akla gelebilecek tüm hoş davranışları yapsa da bir insan bir insanı özlemiyorsa orada yeterince gerçek bir şey yoktur. Bu bahsettiğim özlemek hayatının bir alanında kendini boşlukta hissedip, bir şeyler yapması gerektiğinin sinyallerini alan, o bir şeyler yapma yani değişme eyleminin bilinmezliğinden içten içe korkup kendini bilmediği denizlerdense bildiği leğen sularına atmaya kalkışan eski sevgili özlemeleri değil. Bu tarz bir şey zaten özlemek değil. Bu sadece kişinin kendi ve hayatından kaçış mastürbasyonu yapmak için başka birini obje olarak kullanması. Gerçek bir özleme ayrı bir şey. Birini hatırına getirdiğinde bile içinin huzur dolabilmesi. Anıları sevebilmek. Yeni anılar için, yeni gerçekler için kafada yeni bağlantılar kurmaya çalışabilmek. O kişiyi bir obje yerine bir paylaşımcı konumuna getirebilmek. Birini özleyebildiğimde mutlu oluyorum. Birini gerçekten özleyebildiğimde mutlu oluyorum çünkü o bireyi sevmiş olduğumu hissedebiliyorum. Birilerini ''gerçekten'' özlemek yani birilerini sevmek kıymetli bir şey. Sevebilmenin zor olduğunu düşünüyorum. Bir miktar sevmek öyle değil. Evinin önünde oturan yaşlı kadını onu tanımasam da bir miktar sevebiliyorum. Bir miktarlar da kendi içinde bir dinamik kuruyor. Bir miktar sevebilmem için de bazı sebepler gerekiyor ama sevmek...Birini sevebilmek çok fena bir şey. Özellikle kendinizi bildiniz bileli ilgi çekici şeyler bulmak konusunda sıkıntı çeken biriyseniz ve kafanızı her şeyi kategorileştirme ile bozmuşsanız eğer bir kişiyi sevmekte çok ayrı bir huzur buluyorsunuz. Bu hem o kişiyle alakalı oluyor hem de o kişiyle alakalı olmuyor. Bir kısmı sizinle alakalı. Birileriyle aynı şişeden su içmeyi iğrendirici bulsam da
Reklam
Hayatta hiçbir şeyi sessiz kalarak değiştiremezsiniz. Bir şeylerin değişmesini istiyorsanız, o konuyla ilgili bangır bangır bağırmaktan çekinmeyin. Ayşe ESMER
her insan kendi zincirinin rengini seçebilmeli
İnsan dediğin pavlovun köpeği olmanın ötesine geçebilmeli. Tüm o planlı eylemleri ve yalandan gelen baş okşayışlarını yememeli. Hadi dedik yedin! En azından ne yediğini bilerek yemeli. Bu bir yalan ama bu yalanı yemek istiyorum diyebilmeli. Kahramanlar ve statükolar. Gündüzler ve Vassaflar. Zil seslerine dikkat edin. Bu zil sesleri öyle sinsidir ki... O zil seslerini bir kurumsal mağazanın indirimlerinde, sonu en başından belli olan mühürleri bastığınız zaman akşamına patlayan konfetilerde, tüm o şartlı yaşamı size dayayan toplumun istediği yuva kuruş merasiminde duymak mümkündür. Sanırım en çok da orada duyarsınız, bangır bangır olanından. Bazen de o zil sesi küçük bir gülümseyiştir. Ya da ses tonlarından taşan bir şefkat. Demem o ki, zil seslerine dikkat edin.
19 Mayıs Kutlu Olsun !
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun ! Atatürk'ü anmayı anıyoruz(ki anmalıyız) fakat anlıyor muyuz ? Her sene olduğu gibi bu sene de bangır bangır bir daha gel Samsun dan güzellemesi yapıldı. Bunu yapmaya gerek yok ! Zira bunu yapmak, adama hakaret etmekten farksızdır. Adamı andıkları kadar, anlasalardı boş beleş beklenti yerine şu sözünü kerteriz alırlardı; "Şayet bir gün, çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun !" Mustafa Kemal Atatürk Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az derler. Hadi iyi an(la)malar.
Reklam
Reklam