“İnanmak, ya çok üstün, kendi kendini kül edecek kadar üstün bir akıl dâvasıdır; yahut, yarı yolda bangır bangır iflâs eden aklın her türlü desteğinden mahrum, fakat gizli bir ruh feyziyle gâyesini sezmiş ve fikir kargaşalığından kurtulmus sâf ve basit adam işi...”
kimi zaman şefkatle okşar gibi açılıp kapanarak kadife dokunuşlarıyla yumuşacık şekil verdikleri bölük pörçük seslerle hayatın kor gibi parlayan görkemini büyüleyici güzelliklerini anlatan yaşamın anlaşılmazlığını ve esrarını yankılayan zarif cümleler kuruyor;
Ardından borazana dönüşerek, bangır bangır evrensel mücadelenin kargaşasını ve dağdağasini bağırıyor, sonra gümüş kadar berrak bir sesle akan ve yıldızlı gök kubbe gibi ışıldayan sözlerle bilimin nihai sözünü özetleyip daha da ötesini söylüyor du.
O, barların bangır bangır gürültüsü yerine halk kütüphanesinin sessizliğini tercih ediyordu. Doymak bilmez bir iştahla sürekli okuyan Giulia, duvarları kitap kaplı büyük okuma salonlarının sayfa seslerinden başka bir şeyin duyulmadığı atmosferini seviyordu.