Ranunculus
Çiçeklerim sana emanet Martin Eden
Hayata Dair İstanbul Kebikeçleri Günümüzde iyi okuyucuyu ifade etmek için "kitap kurdu" tabirini kullanırız. İnsanların vaktini sosyal medyada tükettiği bu çağda gerçek bir kitap kurduyla karşılaşmak büyük bir şeref. Ben şahsen kendimi bir kitap kurdu olarak tanımlayamam; günde iki saatimi okumaya ayırsam da, her kitapçı ziyaretinde aldığım kitaplar okunmayı bekleyen küskün bir yığın oluşturuyor. Sosyal medya, tıpkı çoğu kişi gibi, beni de rahat bırakmıyor. ▫️Kebikeç Kelimesinin Kökeni ve Anlamı Kebîkeç kelimesinin kökeni Arapça, Süryanice, Hintçe veya Farsça olabilir. Kökeni ne olursa olsun, İslam geleneğinde el yazması kitapları kitap kurtlarından korumak amacıyla kullanılan bir tılsımdır. Kitabın girişine "Ya kebikeç bu kitabı koru!" veya "Ey kebikeç bu sayfaları muhafaza et!" gibi ifadeler yazmak, bir nevi kitap muskası veya kitaplar için bir nazar boncuğu işlevi görmüştür. Kitapları kötü niyetli böceklerden korumak için uydurulmuş bir beddua desek de yeridir. ▫️İstanbul'un Kebikeçleri ve Kadim Bir Gelenek İstanbul, bir zamanlar el yazması ticaretinde önemli bir merkezdi. Osmanlı döneminde Kahire ve Kudüs gibi şehirlerde de pek çok el yazması satılırdı. Özellikle Avrupalıların İstanbul'a gelip el yazmalarıyla ilgilendikleri, eski İncilleri araştırdıkları bilinmektedir. Hat sanatı ve cilt sanatının yaşatıldığı bir memlekette kebikeç geleneğinin devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Kebîkeç aynı zamanda böcek savar kokulu bir bitkidir. Türkçede düğün çiçeği olarak bilinen bu türe Kürt kardeşlerimiz "Gonglog" derler. Bitkinin Latince adı "Ranunculus ficaria"ymış ve Anadolu'da halk arasında "basur otu" olarak da anılır. Belki de çocukluğunuzda kitaplarınızın arasına koyduğunuz otlar, bitkiler veya yapraklar gibi değil bu Kebikeç. İstanbul'un el yazmalarını
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kebikec
Kitapların genellikle ilk sayfasına “kebîkec”, “yâ kebîkec”, “yâ hafîz yâ kebîkec” gibi ibarelerle yazılan kelimenin, Süryânîce’de haşeratı yok etmekle görevli bir meleğin veya kitap kurtları şeyhinin adı olduğu ve üzerine yazıldığı kitaba haşeratın, o melekten korktuğu yahut şeyhlerinin adına saygı duyduğu için zarar vermediği rivayet edilir. Başka bir rivayete göre ise yine kitap kurtlarını etkileyen tılsımlı bir söz veya duadır. Değişik kaynaklarda kebîkecin bir bitki olarak düğün çiçeği, sarı çiçekli düğün otu, keffü’s-sebu‘, kırlangıç otu, kes-i vîran, şecerü’d-defâdı‘, kibrit çiçeği, kurbağa otu, kurbağa ayası, kâğıthâne çiçeği, mastava çiçeği, ranunculus asiaticus, sarı çiçek, sırtlan ayası, sütleğen, şakîk, verdü’l-hub, yırtıcılar ayası gibi karşılıkları da bulunmaktadır. Kitapları haşeratın tahribinden korumak amacıyla Eskiçağ’lardan beri çeşitli tedbirler alındığı bilinmektedir. Bunun için bazı bitkilerin suyu veya yağı kullanılmıştır. Tıp yazmalarından elde edilen bilgilere göre kebîkecin zehirli bir bitki olması ve o bitkiden üretilen bir maddenin mürekkebe karıştırılıp yazı veya sadece kebîkec kelimesinin yazılmış bulunması ihtimali büyüktür. Bu varsayıma göre kebîkec önceleri ilmî temellere dayanan bir uygulamayken zamanla folklorik bir unsur, bir inanç şeklini almıştır. BİBLİYOGRAFYA Lugat-ı Niʿmetullāh, Süleymaniye Ktp., Damad İbrâhim Paşa, nr. 1139, vr. 198a. Burhân-ı Kātı‘ Tercümesi, II, 335. Steingass, Dictionary, s. 1013. Hadiye Tuncer, Yabanî Bitkiler Sözlüğü, Ankara 1974, s. 295. Turhan Baytop, Türkiyede Bitkiler ile Tedavi, İstanbul 1984, s. 155. Orhan Ş. Gökyay, “Kebîkeç Duası”, TDl., XXXI/280 (1975), s. 16. A. Gacek, “The Use of Kabikaj in Arabic Manuscripts”, Manuscripts of the Middle East, I, Leiden 1986, s. 49-53 (aynı makalenin
“yâ hafîz yâ kebîkec”
Kitapların genellikle ilk sayfasına “kebîkec”, “yâ kebîkec”, “yâ hafîz yâ kebîkec” gibi ibarelerle yazılan kelimenin, Süryânîce’de haşeratı yok etmekle görevli bir meleğin veya kitap kurtları şeyhinin adı olduğu ve üzerine yazıldığı kitaba haşeratın, o melekten korktuğu yahut şeyhlerinin adına saygı duyduğu için zarar vermediği rivayet edilir. Başka bir rivayete göre ise yine kitap kurtlarını etkileyen tılsımlı bir söz veya duadır. Değişik kaynaklarda kebîkecin bir bitki olarak düğün çiçeği, sarı çiçekli düğün otu, keffü’s-sebu‘, kırlangıç otu, kes-i vîran, şecerü’d-defâdı‘, kibrit çiçeği, kurbağa otu, kurbağa ayası, kâğıthâne çiçeği, mastava çiçeği, ranunculus asiaticus, sarı çiçek, sırtlan ayası, sütleğen, şakîk, verdü’l-hub, yırtıcılar ayası gibi karşılıkları da bulunmaktadır. Kitapları haşeratın tahribinden korumak amacıyla Eskiçağ’lardan beri çeşitli tedbirler alındığı bilinmektedir. Bunun için bazı bitkilerin suyu veya yağı kullanılmıştır. Tıp yazmalarından elde edilen bilgilere göre kebîkecin zehirli bir bitki olması ve o bitkiden üretilen bir maddenin mürekkebe karıştırılıp yazı veya sadece kebîkec kelimesinin yazılmış bulunması ihtimali büyüktür. Bu varsayıma göre kebîkec önceleri ilmî temellere dayanan bir uygulamayken zamanla folklorik bir unsur, bir inanç şeklini almıştır. islamansiklopedisi.org.tr/kebikec
1000Kitap
Dr. Halis Ç. Demircan
Güzel bir ilkbahar sabahı; yaptığım araştırma için, Üsküdar’daki Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’ne gitmiştim. Havanın güneşli olmasına rağmen, hoş bir loşlukta olan kütüphanede iki kişi vardı. Selâmlaştık. Kütüphanedekilerden biri; sonradan öğrendiğime göre, emekli deniz albayı olan Senai Bey idi. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı, eski haritalarla ilgili araştırması için buraya gelirmiş. Daha sonra kendisi ile sık sık bir araya geldik. Diğer kişi ise kütüphanenin idarecisi olan güler yüzlü bir bey idi, ben içeri girince yanıma geldi. Tanıştık ve muhabbet etmeye başladık. Aslında kütüphanenin olduğu yerin büyük bir külliye olduğunu, ancak zamanla içerisinde sadece Hacı Selim Ağa’nın hazîresinin bulunduğu küçük bir bahçe ile kütüphane binasının kaldığını, ondan öğrendim. Kütüphanedeki kitapların çoğunun el yazması olduğunu; bunların bir kısmının tekke ve zâviyelerin kapatıldığı yıllarda Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin âsitânesinde bulunan, çoğu bakımsızlıktan heder olan kitaplardan oluştuğunu, bu kitapların oldukça kötü şartlarda çeşitli yerlere dağıtıldığını, bir kısmının ise bu kütüphaneye getirildiğini anlattı. Bir ara içeri gidip el yazması bir eserle geri döndü; “Bakın bu kitap da onlardan biri.” dedi. Kitabı bana doğru uzattı. İlk defa el yazması bir kitabı elime alıyordum ve oldukça heyecanlanmıştım. Cildiyle, tezhipleriyle, hatlarıyla, şîrâzesiyle uzun, yorucu ve özenli bir çalışmanın ürünü olan bu eseri elimde tutmak bile, beni bir hayli duygulandırmıştı. Kitap; cildinin renginin değişmesine rağmen hâlâ sağlamdı, ancak kapağını kaldırdığımda gözlerime inanamadım. Sayfalar kitap kurtları tarafından dört bir tarafından kemirilmiş, bir bisküvi gibi yenmişti; ancak işin enteresan yanı, kitap kurtları yazıların olduğu bölüme ilişmemişlerdi. Kütüphanenin