Sadullah Ağa, hapisteki perişan kıyafeti ile derhal huzura getirildi. Kalbi, Mihriban’ın aşk ateşleriyle cayır cayır yanan sanatkâr, padişahın önünde yerlere ka-panarak af diledi.
Selim, Sadullah Ağa’ya kalkması için eliyle işaret etti:
— Sadullah! Kalk... Sen, yerlerde sürünecek adam değilsin. Bir an hiddetime mağlûp olarak sana ıstı-rap çektirdiğim için, asıl ben senden af dilemeliyim.
Sen, ben, hepimiz, bu fâni hayattan çekilip gideceğiz. Fakat sanat, ebediyen yaşayacaktır. Ve senin gibi sanatkârların isimleri de, daima anılacaktır... Otur şu-raya. Kıymetli eserini bizzat senin ağzından dinlemek isterim, dedi.
Serdap Kasrı, büyük bir meserret (sevinç) içinde kaldı. Fasıl, yeniden başladı. Sadullah Ağa’nın gür ve davudi sesi, o emsalsiz salonun altın yaldızlı tavanla-rında dalga dalga akisler yaparken, Sultan Selim kızlar ağasını çağırttı. Onun kulağına, şu sözleri fısıldadı:
— Mihriban’ı, hemen zindandan çıkarınız.
Sadullah’ın sağ olduğunu kendisine bildirin ve derhal düğün hazırlıklarına başlanacağını da müjdeleyiniz.
Mihriban bu müjdeyi aldığı zaman, tamamiyle kendinden geçti. Az kalsın, sevincinden aklını kaybe-decekti. III. Selim, aşkından feragat etmiş. Sanatı sa-yesinde hayatını ölümden kurtaran Sadullah Ağa’ya, sevgili gözdesi Mihriban’ı vermişti. Sanatkâr padişah bu hareketinle, sanata olan hürmetini göstermişti.