Yeni video
Raskolnikov'un Baltasını Düşünmek | Tugay Kaban - Uğur Karabürk youtu.be/RRpZ3By4-44
İnsan en çok kendine ihanet eder Farketmesi yıllar sürer Ve insan en büyük yargıyı Kendi vicdanında yaşar... Suç ve ceza Dostoyevski
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Seni aşağılık herif, Martin'e cahil mi dedin? Quasimodo'nun kamburunda insanlığın yükünü göremedin mi? Çiçekleri mi ezdi toynakların, Çalı Kuşunu mu vurdu taşların? Söyle, hangi karanlık soyun mirasçısısın sen, hangi deccalin gölgesinde büyüdün? Esmeralda'nın keçisini de mi astın? Raskolnikov'un ispiyoncusu seni Veronikayi öldürmek mi istersin? Seni uçurtma hırsızı seni, Seni... seni aşağılık herif Senin yüzünden mi ihtiyarlamadı Werther, Senin yüzünden yarım kaldı bazı mektuplar, kavuşamadı bazı aşklar. Söyle, kaç hikâyenin celladısın, kaç masalın katili? Kaç romanın son sayfasında adın görünmeden dolaşıyor gölgen? Seni...
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da insanlığın yüzüne çarptığı o kör edici hakikat şudur: İnsan aç kaldığında değil, görünmez kılındığında yok olur. Yoksulluk bir kış ayazıdır, elbet bir parça ekmekle ısınabilir insan. Oysa sefalet, toplumun sizi canlı canlı toprağa gömmesidir; bırakın elinizden tutmayı, göz ucuyla bile bakmazlar yüzünüze. Çünkü yoksulun sadece bedeni çıplaktır, sefilin ise ruhu… Toplumun en aşağılık yargısı, muhtaç olana acıyıp, ihtiyacı göze batacak kadar derinleşeni tiksinerek dışlamasıdır. Sefil insan, insanlığın gözünde artık sadece 'gereksiz bir kalabalık'tır. Dostoyevski’nin asırlar önce açtığı bu yara bugün hâlâ kanıyor. Üstelik öyle kanıksadık, öyle sıradanlaştırdık ki bu görünmezliği... Sefillik artık bir çaresizlik değil, modern dünyanın sırtımıza yapıştırdığı bir kimlik. Sahi, ne diyordu o acı çığlık? 'Vah bize… Vah biz gidi sefiller!
Bazen doğrunun ne olduğunu idrak etmekte güçlük çekiyorum. Doğruyu doğru olduğu için mi kabul ediyorum ya da doğru olduğunu düşündüğüm için mi doğru olmasını istiyorum? Şayet sadece doğru olduğunu düşündüğüm için yapıyorsam eğer ya benim doğru sandığım aslında doğru değilse, sadece kendimi tatmin etmek için oluşturduğum bir olguysa? İnsan içten karşılık beklemeden yaptığı bir iyiliği yapınca bile bu kadar büyük bir çelişki ve belirsizlik içinde olmamalı. Yapılan iyilikte yanlış anlaşılma kaygısı taşımak iyiliği farklı bir boyuta taşıyor. Doğru, içinde eğriyi taşımadan doğruysa eğriyi nasıl olur da tamamen doğrudan ayırabiliriz? Eğri eğri olduğu için eğri değildir. Eğri, doğruyu yansıtmadığı için eğri sıfatında konumlandırılır. Oysa bu durum kaosun düzenden tamamen ayrı olduğunu söylemek kadar saçmadır. Her düzende bir kaos, her kaosta ister istemez bir düzen oluşur. Eğride de doğruda da durum böyle işler. Eğri olmak için doğru, doğru olmak için eğri bilgisi gerek. Aynı şekilde iyiliğin iyi olduğu için yapmamız gerektiğini söyleyenlere ne demeli? İyilik iyi olduğu için yapılmaz, öyle olursa bu yapılması gerekilen bir görev olarak görülür oysa iyilik tamamen içten vicdani bir amaçla yapılınca iyi oluyor. Kötü insanların açısından olayı düşündüğümüzde acaba gerçekten kötülük yapmak istedikleri için mi bu yola başvuruyorlar, yoksa buna itildikleri için mi kötülüğe yöneliyorlar? Kötülüğü geniş bir bakış açısıyla, belli bir prensiple anlatmaya çalışmak zor duruyor. Bu yüzden önce ilk defa kötülük yapan birini düşünelim, böyle bir insan gerçekten kötülük yapmak istediği için mi kötülük yapar? Hayır aksine bilmediği ve toplum tarafından da hor görülen normları neden çiğnesin ki? Demek ki insan önce suça maruz bırakılıyor. Fakat bu yine de bireysel sorumluluklarımızı ve
Duygu ve Düşünce
"Her şey insanın içinde yaşayacağı koşullara ve ortama bağlıdır. Her şey ortam ile olur. İnsana gelince, o bir hiçtir." Suç ve ceza.Dostoyevski