Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. Bazen rast gelip hatta senden güzel bulduğum kadınlara bakıyorum da, kendi kendime hiçbirisini senin kadar, senin gibi sevemeyeceğime yemin ediyorum. Sen de bir şey var öyle bir şey ki hiçbirinde rast gelmiyorum. Bu öyle bir şey ki, işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor. Ruhuma bir şifa, bir sükûn geliyor! Dudaklarını gözlerime dokun durduğun zaman bütün canımın koşa koşa gidip ruhunda toplandığını, orada seninle buluşmaktan mutlu olarak kaldığını hissediyorum. Hele şimdi bana öyle geliyor ki, ben dünyada senden başka hangi kadını alsaydın hiç birisiyle senin gibi olamayacaktım; senin gibi böyle samimi, ruhuma kadar, böyle canıma kadar samimi…
Dünyada yaşamak kadar tüketici, yok edici bir kuvvet daha bulunamazdı.
Yaşamak, her an mahvolmaktı. Bir taraftan erimek, ezilmek, çürümek, yok olmak ve özellikle, özellikle de değişmek demekti.