"Mizunosan imza ver lütfen!" Kalabalık arasında iki üç kız seslendi.
O tarafa dönüp gülümsedim, el salladım.
"Aaa buraya baktı!"
Başka bir kız, "Biraz da buraya baksana!" diye bağırdı.
Acayip yorgunum. Kadınların sesinden, hepsinden nefret ediyorum. Yapış yapış yağ döküyorlar sanki üstüme. Bu kadınları tespih tanesi gibi ipe dizip krematoryuma atsalar nasıl da rahatlar içim. Fakat öldükten sonra bana bakmaya devam etme ihtimallerine karşı gözlerini önceden oyacağız.
Şimdi tamamen ben görülüyorum. Benim hakimiyet alanım "görülme" içinde. O sayede hüküm sürüyorum. Böyle bir hakimiyetle mukayese edildiğinde, görenlerin hakimiyeti ancak ikinci sınıf bir değer taşır.
Buna karşın bende hiçbir şeye karşı tiksinme duygusu yok. Öyle bir şey gerçek dünyaya, benim ait olmadığım dünyaya ait bir duygudan başka bir şey değil.
Ancak bu son altı ay boyunca aralıksız devam eden aşırı yorgunluk, sabahlara kadar çalışma temposu yüzünden gençliğimin kayıplara karıştığının da farkındaydım.