Orhan Pamuk’a ait okuduğum ilk kitap. Kaleminin güçlü olduğunu, okuyucularda derin izler bıraktığını duymuştum fakat bunu yeni deneyimleme şansım oldu. Kitap genel olarak bakıldığında akıcı,anlaşılır ve üslubu net ifadelerle doluydu ve kitabı okurken kendinizi o yıllarda hayal edebilecek tüm detaylar hakimdi.
Kitabın incelemesine detaylı olarak girdiğimizde ise, Türkiye Cumhuriyet’inin daha yeni yeni büyüyen bir bebek olduğu dönemlere 1950 yılların başına dayanıyor ve kitabın yayımlandığı yıllara kadar geçen, toplumsal, siyasi, ekonomik ve kültürel tüm olaylar anlatılmakta. O dönemlere ve hala günümüzde de var olan bekaret sorununun aileler ve kızlarda üzerindeki baskısından tutunda, askeri darbe günlerine kadar tüm olaylar ince ince ve anlaşılır bir biçimde işlenmiş.
Kitaptan spoiler vermek gerekirse; Zengin bir ailenin oğlu olan Kemal ve babası tarih öğretmeni annesi dikiş işleri yapan Füsun’un birbirlerine karşı olan aşklarını konu almış. Kemal kendisi gibi zengin ve iyi eğitim almış Sibel ile nişanlanmak üzere iken Füsun ile tanışır. Uzaktan akrabası olan Füsun’a sırılsıklam aşık olur ve ona olan aşkı yüzünden nişanlandığı Sibel ile de nişanını bozar. Füsun’a aşkı yüzünden ona ait tüm herşeyi biriktirir. Kitabı okurken Kemal’e ne kadarda saplantılı aşık diyerek kızsamda sonuna doğru Kemal’i anlamaya başladım. Kemal’in aşkından dolayı içine kapanmış hali ve yaptıkları neden o şekilde davranış sergilediğinin göstergesiydi. Kemal ile Füsun o büyük aşklarını yaşayabilirlerdi fakat hayat ve yaşam şartları onları ayırmış tam kavuşacakları zaman kader yine onlar için planladığını gerçekleştirdi. Füsun’un hayata karşı öfkesi, hayallerini gerçekleştirememesi ve kızgınlığı Füsun’un neden hırçınlaştığı ve tavırlarının nasıl değiştiğinin nedeniydi.
Kitabın sonuna doğru