Kitap isminden de anlaşılacağı gibi Veronika isimli başkahramanımızın akıl hastanesine yatmasıyla hastane günlüklerini güzel ve edebi bir şekilde anlatmış.Yalın anlaşılır ve hitap şeklini beğendim.
Kitap gerçekten etkileyici ve edebi…Ölüm ve yaşam arasında gerçekleşen yaşamımızda bireylere özgü davranış ve düşünce şekillerinin farklılık olarak algılandığını, herkesle aynı düşüncede olmanın normallik mi anormallik mi olduğunu sorgulamamız gerektiğini, yaşadığımız süreç boyunca kalıp kurallar ile mi yoksa tutkularımızla hareket etmenin mi olası olduğunu anlatıyor.
Kitabı bitirdikten sonra farkettim ki yaşadığımız çağda, çevrede ve toplulukta aykırı olarak söylediğimiz her söz/davranış bizi onların gözünde farklı kılmakta. Sebebi ise konfor alanı.. Oysa “deli” kavramı kime göre neye göre? Statü, maddiyat, ilgi alanı ve tutkuların peşinden giden yada belli bir zaman belli konfor alanına sahip, aynı rutin hayatından sıkılıp farklı alanlara yönelerek kendini bulmaya çalışmak neden delilik olarak sayılıyor ki?
Herşeyin kişinin kendi ve beyninde bittiğini bilsek, her
günün yeni bi yaşam şansı olduğu fırsatını unutmadan saygılı bir şekilde yaşasak ve herkes kendi deliliğini özgürce yaşasa güzel olmaz mıydı?