Resimdeki canlılar* toz akarları. Örümceklerle uzaktan akrabalar ancak göze beneklerden başka bir şey olarak görünmeyecek kadar küçükler. Her evde onlardan binlerce bulunur, her halı ve yatak onlarla kaynar. Eğer ilkel insanlar onları biliyor olsalardı, onların varlığını açıklamak için nasıl söylenceler ve efsaneler yaratırlardı kim bilir! Ama mikroskop icat edilmeden önce bu canlıların varlıkları hayal bile edilemezdi, bu yüzden onlar hakkında bir söylencemiz yok. Ayrıca ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, bu akarlar bile yüz trilyondan fazla atoma sahip. Toz akarları görülmek için çok küçüktür ama onları oluşturan hücreler daha da küçüktür. Onların, ve bizlerin, içimizdeki çok sayıdaki bakteri ise daha da küçüktür. Ve atomlar bakterilerden de küçüktür. Tüm dünya son derece küçük, gözle görülemeyecek kadar küçük şeylerden oluşmuştur.
Ama buna rağmen hiçbir söylencede hatta her şeyi bilen tanrı tarafından gönderildiği düşünülen kutsal kitaplarda bile onların sözü edilmez! Baktığınızda bilimin sabırla ortaya çıkardığı bilgiyi (de) içermediklerini görürsünüz. Evrenin ne kadar büyük ve kaç yaşında olduğunu söylemezler, kanseri nasıl tedavi edebileceğimizden söz etmezler, yer çekimini ya da içten yanmalı motoru açıklamazlar, nükleer füzyondan ya da elektrikten ya da anesteziklerden söz etmezler. Aslında, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde kutsal kitaplardaki hikayeler, o hikayeleri anlatmaya başlayan insanların dünya hakkında bildiklerinden fazlasını içermezler! Eğer bu "kutsal kitaplar" gerçekten her şeyi bilen tanrılar tarafından yazılmış, ya da yazdırılmış ya da vahiy edilmişlerse, sizce de bu tanrıların tüm bu yararlı ve önemli bilgiler üzerine bir şeyler söylememiş olmaları garip değil mi?
"Yanıt"ı seçmek bilimsel değildir. İlerlemek için kapıyı bilinmeyene aralamak gerekir; yalnızca aralamak. İnsan soyunun, aklın gelişiminin, zeki yaşamın daha başındayız. Bugün olup biten her şeyin ne olduğunun yanıtını vermek, herkesin bu yoldan ilerlemesini söylemek ve "her şeyin çözümü budur" demek gibi bir zorunluluğumuz yok. Çünkü o zaman şimdiki algımızın sınırlarına hapsoluruz, yalnızca yapılması gerekenleri yapmamız gerekir. Oysa kuşkuya, tartışmalara her zaman bir yer bıraktığımızda ve bilimin ilerlediği yoldan ilerlediğimizde o zaman sorunlar ortadan kalkacaktır.
Bu nedenle, bugün gerçek durum bu olmasa bile, hükümetlerin gücünün sınırlanması gereken bir dönemin geleceğine inanıyorum; hükümetlerin bilimsel kuramların geçerlilikleri konusunda yetkilerinin olmayacağı bunu yaptıklarında da gülünç bir durumda kalacakları bir dönem; tarihin ekonominin ve felsefenin farklı tanımlamalarına karar vermeyecekleri bir dönem. Ancak bu şekilde insanlığın geleceği gerçek olanaklara kavuşacaktır.
"İstisnalar, kaideyi sınar" ya da bir başka şekilde söylersek, "İstisna, kaidenin yanlış olduğunu kanıtlar." Bu bilimin ilkesidir. Herhangi bir kuralda istisna varsa ve bu gözlemle kanıtlanırsa, o kural yanlıştır.