Hayatının bütün felaketleri bazen bir torbayı bile yerinden kaldıramayacak kadar iradesiz olmasından geliyordu. Parasını idare edemeyişi, diş ağrıları, kıyafetini ihmal edişi, başkalarına ve kendine verdiği sözlerini tutamayışı, yapılmayan vaidlerin(bir işi yerine getirmek üzere verilen söz) kendine ve başkalarına karşı utancı, hep yarıda kalmış nice tasavvurlar.
On beş yirmi günden beri Şinasi bu odada hiçbir şeyi düzeltmek için uğraşamamıştı. Manzara berbat. Sanki fırtınalı bir gecede bütün pencereler açık kalmış ve rüzgar odanın bütün hafif eşyasını yerinden oynatmış, öteye beriye savurmuştu.
Izdırabın verdiği intibah zamanlarında, kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir ve insan kendi içindeki adaletten ürkmeye başlar.
Paul, “Milyarlarca, trilyonlarca hayat yaşamak ister miydin?” diye sordu. “İşte sana tam efsanelik bir malzeme! Onca deneyimi, getirecekleri bilgeliği düşün. Ama bilgelik sevgiyi azaltır, değil mi? Nefrete de yeni bir biçim verir. Hem zalimliğin hem de iyiliğin derinliklerine inmeden acımasızlığı nasıl bilebilirsin ki?”