Yüreğim dolup taşıyor Arkaşa! Ben bu mutluluğu hak etmiyorum! Farkındayım, bunu hissediyorum. Peki neden ben? -boğuk hıçkırıklarla dolu bir ses konuşuyordu.- Ne yaptım da mutluluk bana nasip oldu? Söyle bana! Etrafına bir baksana, onca insan, onca göz yaşı, onca acı, bir soluk bile almadan koşuşturmayla geçip giden onca yaşam! Oysa ben! Böyle bir kadının aşkına layık olmuşum... Şimdi sen de onu kendi gözlerinle görürsün, o soylu yüreği kendin değerlendirirsin. Aşağı, hakir görülen bir tabakanın çocuğuydum, oysa şimdi iyi dereceli bir memurum, kendi hayatımı kazanıyorum, maaşım var. Bedenim çarpık doğmuşum, biraz eğri büğrüyüm. Ama bak bu kadın beni bu halimle sevdi.
Sayın bayım, sayın bayım! Peki öyle olsun size her şeyi anlatacağım. Şu çaresizliğimi siz de görün. Evli olan ben değilim. Ben de sizin gibi bekârım. Söz konusu olan benim bir dostum, çocukluk arkadaşım... Bense sevgilisiyim. Bana, "Talihsiz bir adamım, burada oturmuş karımdan kuşkulanıyorum," dedi, ben de bunun üzerine neden kuşkulandığını sordum. İyi ama beni dinlemiyorsunuz. Dinlesenize, dinleyin! "Kıskançlık insanı gülünç duruma düşürür, kıskançlık bir kusurdur!...", dedim."Hayır," dedi, "Ah talihsiz başım! Ben hapı yutmuşum... karımdan kuşkulanıyorum o kadar," dedi. "Sen dostum," dedim "sen benim çocukluk arkadaşımsın. Seninle mutluluk çiçekleri toplardık, hazzın kuş tüyü yataklarında yuvarlanırdık".
Derler ki, müzik güzelse, verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan, melodilerde mutluluğu, hüzünlü insan hüznü bulur; İvan Andreyeviç'in kulakları ise yalnızca fırtınaların uğultularını duyuyordu.