"Bazen bir kuşun kanadı, yaprağın ağaca tutunuşu, saçağın kenarının kıvrılışı, bir bulutun havada duruşu, bir kadının gülüşü ustadan çırağa, kuşaklar boyunca gösterilerek, öğretilerek, ezberlenerek asırlarca saklanır. Üstat nakkaş, kendi üstadından öğrendiği ve bir kalıp olduğuna inandığı için değişmezliğine Kuran-ı Kerim'in değişmezliğine inandığı gibi kalben inanıp Kuran-ı Kerim ezberler gibi hafızasına nakşettiği bu ayrıntıyı hiç unutmaz. Ama unutmaması, usta nakkaşın bu ayrıntıyı hep kullanacağı anlamına hiç gelmez. Nakkaşın içinde göz nuru döktüğü nakkaşhanenin, yanında resmettiği huysuz ustanın alışkanlıkları, renk zevki ve padişahın keyifleri, bazen nakkaşın bu ayrıntıyı resmetmesine izin vermez de bir kuşun kanadını, ya da kadının gülüşünü..."
"Ya da bir atın burnunu," deyiverdim ben.
"Ya da atın burnunu.." dedi Üstat Osman hiç gülümsemeden, "ruhunun derinliklerine sindiği gibi nakşetmez de o büyük üstat, o ara çalıştığı nakkaşhanenin alışkanlıkları içersinde, herkesin yaptığı bir şekilde çiziverir. Anlıyor musun?"