O akşam odasına döndüğünde aynaya bakıp, kimsin sen Martin Eden diye sordu kendine. Kimsin sen? Nesin? Nereye aitsin? İşin aslı, sen Lizzie Connolly gibi kızlara aitsin. Çalışanlar ordusuna, tüm o aşağı, kaba, çirkin insanlara aitsin. Sığırlara ve ağır işlere, kötü kokular içindeki pis muhitlere aitsin. İşte bayatlamış sebzeler. Patatesler çürüyor. Onları kokla lanet olası, kokla onları. Ama sen kalkmış kitap okumaya, güzel müzik dinlemeye, güzel resimlerden hoşlanmayı öğrenmeye, kibar İngilizce konuşmaya, senin gibilerin hiçbirinin aklına gelmeyen şeyler düşünmeye, sığırlardan ve Lizzie Connolly'lerden kendini koparmaya ve senden bir milyon kilometre uzakta duran, yıldızlarda yaşayan solgun ruhlu bir kızı sevmeye cüret ediyorsun! Kimsin sen? Nesin sen? Lanetler olsun sana! Bakalım işlerini iyi edebilecek misin?
Hayalperest, hatta kimi zaman fantastik bir imgeleme sahip olmasına karşın, sadece bildiği şeyleri yazmaya kendini zorlayan temel bir gerçeklik aşkı vardı Martin'in.
Bay Butler'ın hayatında bu kadar yokluk ve yoksunluk çekmesi için yeterli neden göremiyordu. Bir kadının aşkı uğruna veya bir güzelliğe erişmek adına yapsaydı, anlayacaktı. Tanrı'nın çılgın âşığı, yılda otuz bin dolar için değil, tek bir buse için her şeyi yapabilirdi.
Kendini öğrencilerle karşılaştırmaya başladı. Bedeninin kaslı yapısı aklına geldi ve fiziksel olarak onlardan üstün olduğuna hükmetti. Ancak onların da kafası bilgiyle doluydu ve bu sayede kızın diliyle konuşabiliyorlardı. Bu düşünce onu bunalttı. Bir beynin işi nedir, diye sordu hırsla. Onların yaptığı her şeyi kendi de yapabilirdi. Kendisinin bizzat yaşadığı hayatı onlar kitaplardan öğreniyordu. Onun da beyni onlarınki kadar bilgi doluydu, sadece bilginin türü değişikti. Aralarından hangisi flador düğümü atabilir, dümene geçebilir veya direğin tepesindeki gözcü mahalline çıkabilirdi? Ömrü, tehlikelerden, cesaret isteyen işlerden, zorluktan ve çok çalışmadan oluşan bir dizi resim olarak geçti gözlerinin önünden. Öğrenme sürecinde uğradığı başarısızlıkları, girdiği çıkmazları hatırladı. Yine de üstesinden gelmeyi başarmıştı. Onlar da bir gün hayata atılacak ve feleğin çemberinden geçecekti. İyi o zaman, onlar bununla uğraşırken kendisi de kitaplardan hayatın öbür tarafını öğrenebilirdi.