Bay Hennebeau taşlaşmıştı sanki. Sürekli yatağa bakıyordu. Uzun, acı dolu yaşamı gözünün önünden geçiyordu şimdi, bu kadınla evlenişi, kısa bir süre sonra ortaya çıkan ruhsal ve bedensel uyuşmazlıkları, karısının gizli âşıkları, ister istemez katlanılan korkunç bir hasta kokusu gibi tam on yıl göz yumduğu sevgilisi... Sonra Montsou'ya gelişleri, karısını iyileştirebilme konusunda beslediği çılgınca umut, kolu kanadı kırık yaşanan aylar, bol uykulu sürgünlük dönemi, onu en sonunda kendisine mal edecek ihtiyarlığın yaklaşması. Derken yeğenlerinin gelişi, karısının Paul'e yaklaşması, ondan cinsel duyguları bir daha uyanmamacasına küllenmiş bir ana gibi söz etmeye başlayışı. Ve kendisinin sersem bir koca gibi hiçbir şeyin farkında olmayışı, soyadını taşıyan, ama kendisinden başka herkesin sahip olduğu bu kadına tapışı! Hem de öyle tapış ki, başkalarından artanı ona verse, koşup ayaklarına kapanacaktı! Oysa karısı başkalarından artanı işte bu oğlana veriyordu!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hırpalayacak bir alçak bulamayınca kızgınlıklarını eşyadan aldılar. Yıllar boyu birikmiş, zehir gibi bir hınçtı bu. Yılların biriktirdiği yoksulluk şimdi bir yakıp yıkma açlığına dönüşüyordu.
Buz gibi soğuk gökkubbenin altında parlayan gözleri, uluyan ağızlarıyla tam bir surat saldırısıydı bu; yıllarca aç bırakılmış, ellerinden alınmış kendi mallarını yağmalamaya itilmiş kadınlı, erkekli, çoluklu çocuklu bir halkın toptan çıldırmasıydı. Soğuğun farkında bile değillerdi artık. Etienne'in ateşli sözleri hepsinin iliğini kemiğini ısıtmıştı. Dinsel bir coşkunlukla, hak ve adaletin gerçekleşeceği günü bekleyen ilk Hristiyanların umut ateşiyle ayakları yerden kesilmişti.