Devlet idaresi için ordu gerek, ordu teşkili için han zengin olmalı, hanın zenginliği halkın zenginliği olmasına bağlıdır, halkın refahı ve zengin olması da âdil kanunların varlığına bağlıdır. Bunlardan biri yok oldu mu, hepsi yani devlet de yok olur.
İbn Haldun'a göre sultan Allah'ın kullarını refaha eriştirmeli, adaleti sağlamalıdır. Adalet olmazsa reâyâ mahvolur. Memleketin ve devletin düzeni, ülkeyi düşmanlardan korumak ve reâyâ üzerinden zulmü kaldırmakla olur. Bu iki hususu yerine getiren hükümdar devletin başında kalmaya hak kazanır. Bu anlayış Osmanlılar arasında hükümdarın görevleri hakkında yerleşmiş anlayıştır. Osmanlılarda reâyâyı ilgilendiren fermanlarda şu formül daima tekrarlanır: "Reâyâ taifesi ki Allah'ın bir emânetidir, onları himaye etmek ve kimsenin zulüm yapmasına müsaade etmemek pâdişâhın vazifesidir."
Osmanlı tarihi, Türk tarihinin görkemli bir dönemidir. Avrasya imparatorluklarına kadar inen bir tarihî gelişimin son halkasıdır. Avrasya'da Çin ve Hint medeniyetleriyle alışverişte bulunmuş atalarımızın sonunda İslâm medeniyeti içinde yarattığı yüce bir devlet ve kültür kompleksidir. Onu bizler kurmuşuz. Bir hanedan imparatorluğu olmakla beraber Osmanlı'nın dili, kültürü Türk'tür. Millî kültür, uzun bir tarihî deneyimin oluşturduğu sonuçtur. Bugün millet olarak dilimiz, davranışlarımız, yaşamınızı örgütleyen örfüâdât, sanat ve ahlâk değerlerimiz, soyut bir felsefî düşünceden değil, Türk toplumunda tarih boyunca oluşmuş belli bir kültür kompleksinden gelmektedir.
İslâmlaşma gerçek bir kültürleşme, Türk toplumu ile kültürce özdeşleşme sonucunu vermekte idi. Rumeli'de Müslüman olma, "Türk olmak" anlamına geliyordu.