•dün gece Firuze 1 - Kehribar Ateşi 'ni tek oturuşta yarıladım…
•başta sadece prologun etkisinden çıkamadığımı sanıyordum ama artık tüm kitabın büyüsünün içindeyim🔮. o ilk sayfalardaki his, meğer sadece başlangıçmış🪄... sayfaların arasına işlenmiş o mistik hava zihnimin bir köşesine usulca yerleşti resmen.
•Ezra’nın içinde taşıdığı o sevda ve o sessiz ağırlık… bazı karakterler vardır ya, hiçbir şey söylemeden bile kalbine dokunur; Ezra benim için tam olarak öyle biri oldu😌. onu okurken içimde tuhaf bir hüzün dolaşıyor sanki; her sayfasında biraz daha sarıp sarmalamak istiyorum onu🫂… iki gözün ben olayım Ezra Ağa'm, vallahi üzmem seni🫡🤍
•her detayın bu kadar ince düşünülmüş olması, her cümlenin ayrı bir iz bırakması kitabı elimden bırakmayı imkânsız hale getiriyor resmen... Mehsa inanılmaz bir iş çıkardığına emindim ama bu kadarı... üüüüüffff diyorum sanaaa🙂↕️🤌🏻🫠
•hele 15. bölümde bir sahne vardı kiii... aklım hâlâ orada🔥🔥🔥🔥
•kitabı okuyanlar beni anladı bile... sizin favori sahneniz hangisi?? hadiii yorumlaraaa🙂↕️✨️🫶🏼
•okumayanlar için de küçük bir uyarı🚨: altını çizmeden geçemeyeceğiniz satırlar var bu kitapta😌🤌🏻💛!!!
•Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hikâye bitse bile hissettirdikleri sizinle kalmaya devam eder. 12’den Vurmak benim için tam olarak öyle bir kitaptı🩵.
•Tommy’nin hayatının bir anda altüst oluşunu okumak gerçekten çok etkileyiciydi. Hayatını Amerikan futboluna adamış, geleceği herkes tarafından konuşulan birinin bir gecede her şeyden kopmak zorunda kalması… Öfkesini de çaresizliğini de çok gerçek hissettirdi bana. Güçlü durmaya çalışan bir karakterin içindeki kırgınlığı görmek bazı sahnelerde kalbimi ciddi anlamda burktu.
•Mine ise uzun zamandır okuduğum en özel karakterlerden biriydi. Kendini görünmez olmaya alıştırmış bir kızın, yıllardır taşıdığı güvensizliklerle mücadele edişini okumak çok dokundu bana. İnsanların bakışlarından yorulmuş olması, sürekli kendini geri çekmesi ama buna rağmen içinde hâlâ sevgiye dair bir umut taşıması… Onu anlamamak mümkün değildi.
•Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de albinizmin ele alınış biçimiydi. Çoğu zaman insanların sadece “farklı” olduğu için uzak durduğu, yanlış baktığı ya da anlamaya çalışmadığı bir durumun bu kadar incelikli anlatılması çok kıymetliydi. Mine’nin yaşadıkları sadece onun hikâyesi gibi hissettirmedi; insanların bir bakışıyla bile başka birinin içinde nasıl yaralar bırakabildiğini düşündürdü bana. Bazı satırlarda sadece okumadım, gerçekten durup hissettim.
•Tommy ve Mine’ın ilişkisi de tam sevdiğim gibiydi. Büyük laflardan çok küçük anlarla büyüyen, birbirini anlamaya çalışan iki insanın hikâyesiydi bu. Birbirlerine yaklaşırkenki çekingenlikleri, o yavaş yavaş oluşan bağ… O kadar doğal ve huzurluydu ki okurken istemsizce gülümsedim birçok yerde🥹.
•Ve şunu da söylemeden geçemeyeceğim… Yabancı yazarlarda görmeye alıştığımız o spor romantizmi atmosferini, bu kadar güçlü duygularla bir Türk