elif

sen, burda doğduğunu söylüyorsun, diyordu vahap. bense burda öldüm. sen, bir insanın birçok kez doğabileceğini söylüyorsun. ben de sana, bir insanın birçok kez ölebileceğini söylüyorum. bir gün içinde bile, birkaç kez ölebilir insan. ben, onlardan biriyim.
sonra, uzun bir susuştan sonra, bu dağları bilirdim, gurbeti bilmezdim, diyor. gece yüreğimde bir hançer, diyor. kim sapladı bu hançeri, bilemem, diyor. gel hançeri çıkar, diyor. gel hançeri çıkar, diyor. akan kanım... devam etme, diyorum. ben bu ağıtı daha önce dinlemiştim. hiç sanmam, diyor vahap. ben bile duymamışken... sizin ağıtlarınız birbirinin aynı, diyorum. sesimi yükseltiyorum. tümü birbirinin aynı. sonra rehberimin gönlünü almak istercesine, ölüm gibi, diyorum.
birisi omzuma dokunuyor. dönüyorum. onun da elinde bir fener var. soruyor: birini mi arıyorsun? kimseyi, diyorum. hiç kimseyi. ya da herkesi.
öyle günler vardır ki hiç bitmez, demişti vahap. haftalardan, aylardan daha uzun sürer. gündoğumu ile günbatımı arasındaki süre öylesine uzundur ki, sanki zaman durmuş, güneş batmayacak sanırsın; şu lânet olası gün bitsin, dersin; hayır, bitmez, bitmek bilmez.
psikoloji ve matematik bilimleri birbirine hiç benzemiyor. kalple ilgili çıkarma işlemlerinde gidip komşudan bir onluk alamazsınız. onun yerine tutar kendinizi sıfıra tamamlarsınız. ben de öyle yaptım. beni istemeyenleri ben hiç istemedim. başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim.