sen, burda doğduğunu söylüyorsun, diyordu vahap.
bense burda öldüm. sen, bir insanın birçok kez doğabileceğini
söylüyorsun. ben de sana, bir insanın birçok kez ölebileceğini söylüyorum.
bir gün içinde bile, birkaç kez ölebilir insan. ben, onlardan biriyim.
sonra, uzun bir susuştan sonra, bu dağları bilirdim, gurbeti
bilmezdim, diyor. gece yüreğimde bir hançer, diyor. kim sapladı
bu hançeri, bilemem, diyor. gel hançeri çıkar, diyor. gel hançeri çıkar, diyor.
akan kanım...
devam etme, diyorum. ben bu ağıtı daha önce dinlemiştim.
hiç sanmam, diyor vahap. ben bile duymamışken...
sizin ağıtlarınız birbirinin aynı, diyorum. sesimi yükseltiyorum. tümü birbirinin aynı. sonra rehberimin gönlünü almak istercesine,
ölüm gibi, diyorum.
öyle günler vardır ki hiç bitmez, demişti vahap.
haftalardan, aylardan daha uzun sürer. gündoğumu ile günbatımı
arasındaki süre öylesine uzundur ki, sanki zaman durmuş, güneş batmayacak sanırsın; şu lânet olası gün bitsin, dersin; hayır, bitmez, bitmek bilmez.
psikoloji ve matematik bilimleri birbirine hiç benzemiyor. kalple ilgili çıkarma işlemlerinde gidip komşudan bir onluk
alamazsınız. onun yerine tutar kendinizi sıfıra tamamlarsınız. ben de öyle yaptım. beni istemeyenleri ben hiç istemedim. başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim.