Ne olurdu herkes gibi bir adam olsaydı? Hiç... Ama belki daha uzun yaşardı. Belki ağır ağır çürüyerek yaşlanır, kamburlaşır, Aylar geçiyor sen bana hâlâ geleceksin şarkısını unuturdu. Giderek şişmanlayan ve hiç susmayan bir kadınla evlenirdi. O kıytırık yazıhaneden çıkar, büyükçe bir şirkete girerdi. Eline biraz daha fazla para geçerdi, her ay başı kâğıt-kalem alıp uzun uzun hesap yapar, her defasında sigarayı bırakmaya karar verirdi. İkide bir top oynarken cam kırdıkları için kafalarına vurduğu, okuyup savcı olsunlar, hâkim olsunlar istediği ikiz oğulları, belki bir kızı olurdu. Sonra kızının mahallenin bütün delikanlılarıyla yattığını öğrenir, çok kahırlanırdı buna. Ama hayatta öyle bir kıstırılmış olurdu ki, bilmemezlikten gelirdi bunları. Bilmemezlikten gelmek ona ağır gelmezdi, neden ağır gelmediğini kendine sormazdı. Eğer Maryam’ın gözlerinde yakaladığını sandığı, kalbine acı bir su gibi damlayan o hazin şey olmasaydı, Aziz Bey emekliliği çoktan gelip geçtiği halde, hayat ona çalış! diye emrettiği için, üstüne cam kestirilmiş çelik bir masada, aynı defterleri doldurup dururken, bir gün birden tıkanır ve yığılır kalırdı. Böylece herkesinki gibi bir hayat yaşamış olurdu.