sevgilinin antropolog aşığı oldum, gördüğüm kültürel manifestoya hayranlık duyuyordum. sığınağında, yatağında, çarşaflarında kıvrılıp yatmak, günlük yaşamını oluşturan nesnelere, her sabah uyandığında çevresini saran duvarlara, çalar saatine, bir kutu aspirine ve komodinde duran küpelerine bakabilmek bir ayrıcalıktı.
"işte böyle hayatım. gün olur yüce kitapların zırıltısı dinmeyen telefonların da olur. ilk adımlarını güvenle, sevdayla, evrende tek başınaymışın gibi o korkulu yalnızlıkla atmalısın. çekinme ve ürkme, kimseleri takma sakın! yanındayım"
"sevgili leyla,
nettin anam? işin gücün nicedir? gene astın beni bu sıralar. ben de sıkmağa başladım ya. elimde değil. sensiz tadı yok evrenimin. bütün günlerimi hemen hemen seninle konuşarak geçiriyorum. bir yargıya mı varıcam, sana danışıyorum. çok güzel bir şey bu. yaşamamı anlamlı kılan bu. herhal o azizler, evliyalar, isalar da tanrılarıyla böyle konuşurdu."