İslâm ilim geleneği, metin ile senedi birbirinden ayırmayan, muazzam bir süzgeç üzerine kuruludur. Bugün "Kur'ân'ın ruhuna uymuyor" gerekçesiyle sahih hadîsleri tek bir kalemle silip atan rasyonalist yaklaşım, aslında dine yeni bir usûl dayatma çabasıdır. Sünneti ve hadîs külliyâtını, modern insanın konforuna ve seküler mantığına uydurmak için "uydurma" ilân etmek, peygamberi devreden çıkaran kuralsız bir dinî anlayış doğurur. Âyetleri lâfzî genişliğinden koparıp sadece kendi zihnî şablonlarına uyduran bu seçmeci tavır, ümmetin bin yıllık ilmi müktesebatını (birikimini) hafife almaktır. Hadîsi hırpalayan bu dil, farkında olmadan dinin pratik zeminini de hırpalamaktadır.
Ekran konseptiyle kitlelere sunulan "kolaylaştırılmış din" tezi, ne yazık ki Ehl-i Sünnet’in omurgasını oluşturan temel îtikadî kalıpları red etmektedir. Kabir hayatındaki sorgu ve azabı lûgat oyunlarıyla yok saymak, şefaati bütünüyle reddedip Müslüman ile peygamber arasındaki mânevî bağı koparmak, ilmi bir yenilik değil, akaidde bir çözülmedir. Hele ki Hz. Âdem’in safiyetini ve "ilk insan" vasfını modern teorilere kurban ederek "Âdem öncesi beşerler" kurgulamak, nassların (kesin delillerin) açık beyânına karşı cephe almaktır.
**Sürekli olarak "Kur'ân bize yeter, başka kaynağa ihtiyaç yoktur" sloganını tekrarlayıp, ardından ciltler dolusu şahsî tefsir yazmaya kalkışmak tam bir entelektüel çelişkidir. Madem Kur'ân ek bir açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar açıktır, o hâlde yüzlerce sayfalık Mehmet Okuyan imzalı yorumların insanlara "asıl din bu" diye sunulmasının mantığı nedir? Bu yaklaşım, Müslümanları Resûlullah’ın (s.a.v.) ve müctehid imâmların rehberliğinden uzaklaştırıp, modern bir ilahiyatçının kişisel kelime tercihine mahkûm etmektir. Kabir hayatını ve şefaati lûgat oyunlarıyla yok