Kendi duyguları bir yana,nişanlısı Ellen'ın duygularının da farkında olmayarak onu çileden çıkaran parlak ancak aleksitimik (duygu dilsizi) cerrah Gary bir çok
aleksitimik gibi,iç görü ve empatiden yoksundu.Ellen kendini kötü hissettiğini belirttiğinde,buna anlayış gösteremiyor;aşktan söz ettiğinde ise konuyu değiştiriyordu.
Ellen'a ''yapıcı''eleştirilerde bulunduğunda,onun bunları bir yardım olarak değil,bir saldırı olarak algıladığını da fark edemiyordu.
Empatinin kökeni özbilinçtir;duygularımıza ne kadar açıksak;hislerimizi okumayı da o kadar iyi beceririz.Gary gibi,kendisinin ne hissettiği hakkında bir fikri olmayanlar,çevrelerindeki kişilerin ne hissettiğini anlamaktan tamamen acizdirler.Bu kişiler tonlara karşı sağırdırlar.İnsanların söz ve hareketlerinin dokusunu oluşturan duygusal notalar ve akorların-ses tonunun,duruş değişikliğinin,çok şey ifade eden sessizliklerinin,her şeyi açığa vuran bir titremenin-farkına varamazlar.
Kendilerinin ne hissettikleri konusunda kafaları karışık olan aleksitimikler,başkaları onlarla hislerini paylaştığında aynı şekilde bir karmaşa yaşarlar.Başkalarının ne hissettiğini kaydedememek duygusal zeka bakımından büyük bir eksiklik,insan olmak anlamında trajik bir başarısızlıktır.Çünkü ilginin,şefkatin kökü olan duygusal ahenk,
empati (başkasının duygularını paylaşabilme)yetisinden kaynaklanır.
Henüz dokuz aylık olan Hope,başka bir bebeğin düştüğünü gördüğü anda gözleri doluyor ve sanki canı acıyan kendisiymiş gibi ''annesinin kucağına''tırmanıp rahatlamak istiyordu.On beş aylık Michael ise,kendi ayısını ağlamakta olan arkadaşı Paul'e veriyor;ancak Paul'ün ağlamaya devam ettiğini görünce onu sakinleştiren battaniyesini bulup veriyordu.Bu vb araştırmalar da empatinin kökeninin bebeklik dönemine kadar uzanabileceği