Nisa Ekizoğlu

Necip'i sevdikçe, sevdiğini mecbur olup kabul ettikçe, özellikle onun tarafından sevildiğini gördükçe o zamana kadar sakin bir saadet içinde, daha doğrusu düz bir kanaat ile geçmiş hayatında bu kadar şiddetli heyecanlar hissetmemiş olduğunu görmekten, görüp iradesiz kalmaktan başka bir şey yapamamış, bunu kendine bile itiraf edemeyeceği bir his ile idameden zevk bularak yaşamaya dalmıştı.
Sayfa 202·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Onu görmemiş, sevmemiş olsaydı hayatın, saadetin ne olduğunu bilmemiș olacağını görüyordu; oysa büyük gördüğü bazı kadınlar tarafından da sevilmişti ve halbuki hiçbirisinden bu kadar mağrur ve mesut olmamıştı, o saadetler, şimdi hissettiği bu kainatı ihata edecek(kuşatacak) kadar ruh genişlikleri yanında ne naçiz ve hakir șeylerdi! "O olmasaydı demek ben de herkes gibi olacaktım; bilmeyecektim, aşk ve saadet nedir, bundan gafil kalacaktım," diyordu.
Sayfa 193·Kitabı okudu
"Ah insanlar niçin böyle fena olmuşlar? İyilik arzusuyla beraber bu kötülüğün ne gereği vardı?" diye şikayet ediyor, güzel ve yüce bir kadının yanında insan her türlü kötülüklerinden uzak olarak niçin beyaz ve masum yaşamamalı? Nedir bu insanlardaki, varlığımızın derinliklerinde kokuşmuşluk, bu çamur, bu fırtına...Pisliğin tekrar kalkmamak üzere temizliği yaralaması niçin?"
Hayatının sevilecek, saadetle yaşanılacak bir hayat gibi görememek endişesi bir telaş oluyor, birkaç zamandır zihnini işgal eden şeyler hissedilmez bir zehir ile etki ederek onu ne derece yıprattığını gösteriyordu.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Adi bir hürmetin ne aşamalardan geçip şimdi hayatında kökleşen korkunç, büyük bir aşk olduğunu düşünerek kendinin bu kadar meyil ve tutku ile bu neticeyi anlaması, onun genişlemesine meydan vermemesi gerektiğini itiraf ediyor: "Evet, kaçmalıydım!" diye yumruklarını kafasına sıkıyordu. Ve şimdi yalnız ondan değil, kendinden de kaçmak lazımdı; zira ondan kaçmakla kendini ateşten kurtaramayacağını görüyordu, nereye gitse ne yapsa bunun mümkün olmadığını, onu unutmak için birçok günler geceler böyle uykusuz, perişan yaşamak mecburi olduğunu, hele bundan sonra ondan, bin esef, bin azap içinde köpekler gibi sürüneceğini düşünerek. "Cezadır, ah cezadır." demek istiyor, fakat önünde hayatı ancak ölümle kurtulmak olanağı olan bir işkence gibi görünüyordu.
Sayfa 144·Kitabı okudu