Mum

Oysa Allah her gün yaratılmışların bir işindedir, Hakk'a yakınlık diyarı ve O'nu görme yeri olan cennet ise tüm arzu ve hazların bulunduğu bir yerdir. Eğer bunlar Hakk'ın önünde perde olsalardı, cenneti terk etmek ve perde kabul etmek gerekirdi. Aynı şey dünya diyarı için de geçerlidir. Allah cinsleri, türleri yaratmıştır, yaratmış olduğu her bir şahıs, bizim kendisine bakarak yaratıcısına dair bilgiye ulaşmamızı hedeflemektedir. Yani Allah bu alemi, biz ondan el etek çekelim diye yaratmış değildir. O halde üzerimize düşen vazife dünyaya yönelmek, ısrarla onu tanımaya çalışmak ve onu sevmektir, çünkü alem, bizi Hakk'a ulaştıracak olan düşünme yoludur. Her kim kendisini hedefe ulaştıracak olan delili değersiz görüp ondan el etek çekerse o delilin kendisini ulaştıracağı şeyi de değersiz görmüş, böylece dünyada da ahirette de hüsrana uğramış olur. Böyle bir kimse Allah'ın alemdeki hikmeti hakkında cahil olacağı kadar bizzat Hakk hakkında da cahil olur ve hüsrana uğrar.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan...“ Bakara 29
Örneğin yeryüzündeki güneş ışığı, güneşin kendisinden gelir, güneş gittiği zaman ışığı da onu takip eder ve yeryüzü karanlık olarak kalır. Aynı şekilde ruh da böyledir. Bedenden çıkıp da gelmiş olduğu kendi alemine doğru yola koyulduğu zaman, hayat da onu takip eder ve geriye cansız bir suret kalır.
Onlar bir taraftan Allah'ın izzet, celal ve kibriya sahibi olduğunu, diğer taraftan ise yaratılmışlar arasında sivrisineğin ne kadar hakir ve değersiz olduğunu görmüş,bu şekilde düşünmüş ve Hak Teala'nın şanının kullarına böyle bir misal verecek kadar düşmeyeceğini (tenezzül etmeyeceğini) zannederek (güya) O’nu tâzim etmişlerdir. Bunun sebebi onların varlıklar hakkındaki cehaletleridir. Çünkü yaratılmış olan mahlûkat içerisinde en büyüğü olan kuşatıcı arş ile küçücük bir zerre veya sivrisinek arasında, yaratılış ve yokluktan varlığa çıkış itibariyle herhangi bir fark yoktur. Sivrisinek sadece kendisinden daha büyük bir cisim ile karşılaştırıldığı zaman ondan küçüktür, küçüklüğü bundan ibarettir. Aksine sivrisineğin yaratılışındaki hikmet daha tam, kudret de nüfuzlu, etkilidir. Çünkü Hak Teâlâ küçücük olmasına rağmen bir sivrisineği, koskoca fil suretinde yaratmıştır. Bu itibarla ibret nazarı ile bakan ve hakikati gören kimseler için sivrisineğin yaratılması, yaratıcının kudretine delil teşkil etmesi açısından, filin yaratılışından azametlidir. İşte bu yüzden Hak Teâlâ, zâtının azametini yücelten bir delil olması hasebiyle sivrisineği misal vermekten çekinmediğini ifade etmiştir.
Yeryüzünde bulunan her şey Allah'ın mülküdür. Böyle olunca mümin için, satın alacağı hiçbir şey söz konusu değildir. Allah mümin için dalaleti men etmiştir ki bu, yokluk sıfatıdır; çünkü dalalet, batılın ta kendisidir. Batıl da ademdir, yokluktur. Allah bizlere batılı takip etmeyi emretmemiştir. Bu durumda mümin olarak bizler dalaleti satın alacak olursak var olanı verip yokluğu satın almış, kendisi için yaratılmış olduğumuz hakkı verip batılı satın almış oluruz.